19 Ağustos 2009 Çarşamba

tırtıl ve kelebek...




senaristini bilmediğimiz bir film... neleri görmeliyiz nelere inanmalıyız bilemediğimiz. Tam bittiği yerde tekrar başlayabilen bir film bu. Birsürü figüranın dolaştığı başrol oyuncularının zamanla silinip tekrar rollerini aldığı bir film.Asıl oyuncunun zamanla birlikte farklı gözlere alıştığı, bırakılan yerde, bambaşka gözlere sahip olduğu. Hiçbirşeyin eskisi gibi olmasına dayanamayacak kadar kızgın, kızgın olduğu kadar da sakince yaklaşan hayata. Aldığı dersleri ezberi yapmış artık önceleri canını yakanların sadece yüzünde bir tebessüm oluşturduğu...
Daha anlamsız görünmeye başladıkça asıl anlamının görülemeyecek kadar diplerde olduğunu anlamış.Anlamını içinde saklayan ve anlamsızlık duvarıyla kaplı...
Ne zaman kendisine benzer birini görse tekrar yaşar çırpınışlarını
Elinden gelse ona bütün gücüyle yardım etmeyi isterken,
diğer taraftan tırtılın kelebeğe dönüşmesinin izlenmeye değer olduğunu düşünerek bekler...
Bütün herşeyini sonuna kadar sahiplenip yeniden yol almaya başlayan...

18 Ağustos 2009 Salı

Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

NAZIM HİKMET

15 Ağustos 2009 Cumartesi

14 Ağustos 2009 Cuma

yerçekimsiz mendil



‘mendil melankolikse kurumasını beklemek aptallıktır’ dedi, adam
Gözyaşı akar yatağını bulur.
Mevzuubahis değildir her gecenin şeb-i yelda olması;
Zira hiçbir geçmiş yeterince geçmemiştir
Saman alevi gibi sevip, saman alevi gibi terk edenleri
Saman alevi gibi unutarak cezalandırmayı
Zaman alevinden öğrendi.
Aşk, ateşin oksijene olan tutkusudur
Aşk, oksijenin yanma korkusudur
Belki de bu yüzden soluk almak muhteşem
Son nefesi veriyor olmak zorve ölüm
En büyük elveda olmuştur.

13 Ağustos 2009 Perşembe


Hayat iki şekilde yaşanır: ya hiç mucize yokmuş gibi ya da herşey mucizeymiş gibi
EINSTEIN

11 Ağustos 2009 Salı

akla zarar olacak...


Gitme kal
Gidersen aklım karışacak
Duvarların dili olacak
Benimle konuşacak
Gitme kal
Akla zarar olacak
Gitme kal
Bana şiddeti bırakma
Bana hasreti bırakma
Bana düşman geceleri
Bana beni bırakma
Gitme kal
Akla zarar olacak

Gitme kal
Beni kim aklında tutacak
Gece sabah sabah gelip
Lambaları yakacak

10 Ağustos 2009 Pazartesi

beraber yaşanan harikalıklara...


Sayfalarca yazabilirsin
Ya da saatlerce konuşabilirsin
Defalarca onu sevdiğini söyleyebilirsin
Bunların hiçbirisi
''bir garipliktir gider benim diyarlarımda''
Duyulup devamını getirdikten sonra
Yüzlerdeki kadar anlamlı olmayacaktır...
Kesişmeyen varlık ihtiyaçları duyma durumları...
Hep öncesinde ya da sonrasında kalmak zorunda mı? Ben kendi dünyamda sen kendi dünyanda... Karışabilir miyiz dünyalarımıza?

9 Ağustos 2009 Pazar

ikarus başarsa...




Bildiğim tüm küçük hayatlar
Bugün yenildiler sen hiç bilmezken
Boşver koşsun tüm harap insanlar
Zaman durur, güneş söner, yürekten gelirse

Birden susarsa tüm yenilgiler
Tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya
Bir defa doğmasa güneş

Koş çabuk kahraman ıkarus
Senin günün, güzel yüzün kazanır istersen
Saklı ya hayat hep mucizelerde
Konar küçük bir öpücük balmumu kanadına

Birden susarsa bütün yenilgiler
Tekil hayatlar da birgün devrim yapar ya
Bir anda doğmasa güneş

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Şehir

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

7 Ağustos 2009 Cuma

ayrıntı...


O kadar kızgınlığın ve kırgınlığın üstüne sadece bir cümle yetti her şeyi başkalaştırmaya…
O cümlede her şey saklıydı…
Bütün olanların açıklaması ve özrü gibi…
Sanki hem olanca gücüyle coşkuyla söylemek isterken hem de sesinin çıkmamasını ister gibi mahcup, üzgündü…
İşte o an, anlatmadıklarını anlayabilmenin anlamını öğretti…
Meğer sadece anlatılan değil bazen anlatılmayanlar da anlaşılabilirmiş en ince ayrıntısına kadar…

6 Ağustos 2009 Perşembe

Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

mutluluk ve mutsuzluk arası...



Peki onlar, kötü zamanlara bütün dikkatlerini verenler...
Neden yoklar?
Mutsuzluğa şahit olanlar…
Mutsuzlukla mı beslendiler?
Yoksa?
Yanlış mı düşünüyorum?
Mutluluğumun yarısını paylaşsam sizle?
İstemez misiniz?
Mutluluğumu mutsuzlukla mı değiştireyim?
Peki neden?
Hep bu mu istediğiniz?
Deneseydiniz?
Peki siz bilirsiniz…

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,
Ne dine, edebe aykırı gitmemizden;
Bir an geçmek istiyoruz kendimizden
İçip içip sarhoş olmamız bu yüzden.

4 Ağustos 2009 Salı

her insanın adında saklıdır kaderi ya da kaderindedir adı




şimdi sen doğdun ya
birileri için umut olacaksın
bir yerlerde beklenen olacaksın
özleneceksin
hayalleri süsleyeceksin
hayallerin gerçekleştiği an olacaksın
kocaman bir hayat olacaksın, hayat katacaksın
yanımda olacaksın
iyiki doğdun da
hayallerimde oldun
iyiki doğdun da
bitemeyen bir sen oldun bende...