
21 Aralık 2009 Pazartesi
16 Aralık 2009 Çarşamba
sevmesini de gitmesini bilenlere...
16 Kasım 2009 Pazartesi
yaşamak için...

sıkmaktan agrıyan dişlerimi gülüşümün rahatlığına ulaştıracak
huzursuzluktan çırpınan bacaklarımı keyifle birbirine dolayacak
gözlerimin içindeki anlamsızlığı, kuşkuyu, sevinç ışıltısına
derin iç çekişlerimi doya doya nefes almalara
hayallerimi gerçeklere
keşkelerimi iyikilere
inanmamalarımı büyük inançlara
dönüştürecek bir mucize... ye
ihtiyacım var...!
yaşamak için
umutlara ihtiyacım var...!
huzursuzluktan çırpınan bacaklarımı keyifle birbirine dolayacak
gözlerimin içindeki anlamsızlığı, kuşkuyu, sevinç ışıltısına
derin iç çekişlerimi doya doya nefes almalara
hayallerimi gerçeklere
keşkelerimi iyikilere
inanmamalarımı büyük inançlara
dönüştürecek bir mucize... ye
ihtiyacım var...!
yaşamak için
umutlara ihtiyacım var...!
12 Kasım 2009 Perşembe
Yalnızlık Kadında Asil Duruyor!

Yalnızlığım isyanımdır aslında, bir başkaldırıdır sevmeyi bilmeyen kalplere. Ne kadar kirletilmiş ruh ve değeri kaybettirilmiş aşk varsa, hepsine karşı onurlu bir duruştur.
Yalnızlık Kadında Asil Duruyor!
Yalnızlığıma dokundurtmam çünkü o benim gücümdür. Yüreğime söz geçirip geceler boyu, saklayıp kolladığım yanımdır. Kadınlığımın erdemli savaşıdır yalnızlığım ve bazen sadece kırgın bir kalbin sessiz gösterisidir.
Aşka olan inancım hep yerinde durur. Bütün zorluğuna rağmen yaşamın, düşmeden durabiliyorsam, sebebi aşktır. Bütün hırsım, çabam aşkın varlığını anlatabilmek içindir ve aşkı kirletenlere cevabımdır yalnızlığım.
Uzun karanlık saatlerinde düşünüp dururum, aşkı, sevdayı, ilişkileri, dünyayı, işleyen düzeni ve elimde yine aşk kalır. Sevmeyi hiç öğrenmemiş, aşkı hiç tatmamış kalpleri düşünürüm, üzülürüm için için ve dua ederim onlara. İnsan mutlaka birini sevmelidir. Kimse için değil, sadece ve sadece kendi için sevmeyi öğrenmelidir. Hatta önce kendinden başlamalıdır sevmek çünkü başkasını sevmeye giden yol buradan geçer.
Yalnızlığını da sevmelidir insan, bir düş bahçesinde yaşamak gibi, yüreğinin derinliklerinde yatan ruhunu görmelidir. Sakladığı renkleri görmelidir. İyisi kötüsüyle ne kadar huyu varsa, ne kadar anı biriktirmişse ve ne kadar değerli ders taşıyorsa cebinde, hepsini tek tek incelemelidir.
Kimi ayna karşısında, kimi öğrendikleriyle, kimi duvara çarptığında yüzleşir kendiyle, en çok o zaman lazım olur insan sevmek. Ben her hayal kırıklığımın, kayboluşumun ardından gözlerime bakmayı öğrendim. Koca evrende, bir kum tanesinden daha küçük olduğumu yalnız kaldığım ama kendimle çok kalabalık olduğumda anladım. Anladım ki, bir tek sevmek kurtaracak beni, bizi, hepimizi…
Bunları bilince, sahtekar bir aşkın kolunda heba etmiyor insan gönlünü ve hiç değmeyecek birine gözyaşı dökmüyor. Aslında, o kadar değmeyen birine de sevdalanmıyor aklının yettiğince ve yalnızlığıyla mağrur bir çiçeğe dönüşüyor kadın. Aşkın o büyük ve mucizevi ışıklarını görmeden, dağınık bir yatakta uyanmıyor. Belki seven olur diye sokaklar boyu gezmiyor. Kandırılmışlığı, ihaneti, korkuyu, hüznü yaşamıyor. Yalnızlık insanı olgunlaştırıyor ve aşka giden en doğru yolu gösteriyor. Biraz tek başına kalıp düşününce insan, kalbini, ruhunu temizliyor. Arınıyor geçmişin kirinden, yeni ve bembeyaz bir sayfada hak ettiği sevdaya hazırlanıyor. Bazen yalnızlık bile kadında asil duruyor….
28 Ekim 2009 Çarşamba
hikayeler...
Herşey sonuna kadar kötü olmuyor ya da iyi
Bu dengenin içinde dengesizleşirken siz
Farkında olmasanız da dengesizliğin gücü ayakta tutuyor sizi
Sular durulup da şöyle bir düşündüğünüzde
Bundan sonrası için umutlanmaya başladığınızda
İşte o zaman özlemeye başlıyorsunuz dengesizliğin dengesini
Karmaşanın tadını aldıktan sonra
Aroması silinmesin istiyorsunuz hayatınızdan
İşte böyle böyle seçimlerinizi yapmaya başlıyorsunuz
Bu hikaye sizin
Kararlar hayata bağlı değişirken
En güzel umutlarınız kargaşalarla yeşeriyor
Senaryonuz bu şekilde yazılıyor
Zaman geçiyor ve ana fikriniz beyninize kazınıyor
Daha güçlü ve daha azimli...
Rolünüzü kapıyorsunuz
İşte sizin senaryonuz
Ne olursa olsun sizin, sizi siz yapan...
Kimse yerinize geçemez ve başka roller sizi anlatamaz...
Ya oynayın
Yada yaşayın...
Bu dengenin içinde dengesizleşirken siz
Farkında olmasanız da dengesizliğin gücü ayakta tutuyor sizi
Sular durulup da şöyle bir düşündüğünüzde
Bundan sonrası için umutlanmaya başladığınızda
İşte o zaman özlemeye başlıyorsunuz dengesizliğin dengesini
Karmaşanın tadını aldıktan sonra
Aroması silinmesin istiyorsunuz hayatınızdan
İşte böyle böyle seçimlerinizi yapmaya başlıyorsunuz
Bu hikaye sizin
Kararlar hayata bağlı değişirken
En güzel umutlarınız kargaşalarla yeşeriyor
Senaryonuz bu şekilde yazılıyor
Zaman geçiyor ve ana fikriniz beyninize kazınıyor
Daha güçlü ve daha azimli...
Rolünüzü kapıyorsunuz
İşte sizin senaryonuz
Ne olursa olsun sizin, sizi siz yapan...
Kimse yerinize geçemez ve başka roller sizi anlatamaz...
Ya oynayın
Yada yaşayın...
21 Ekim 2009 Çarşamba
20 Ekim 2009 Salı
eskinin yenileri...

Ama... Eskiden dedi eskiden...
Eskilerde eskidi artık yeni eskiler biriktirmelisin kendine
Ama onlar benim en güzel eskilerimdi şimdi ne olacak?
Eski bir şehirde yenileri yaşayacaksın, zaman geçip eskidiğinde yaşadığın yeniler, diğerleri kadar çok özlemeyeceksin onları...
Hep senin yanında olanlar sana umut verenler olamayacaklar o şehirde...
Yıllar öncesinin yenilerini yaşamaya çalışacaksın...
Yüzünde bir gülümseme olacak ama mutluluktan mı?
Tıpkı göz kırpmaların gibi farkında olmadığın bir gülümseme...
Zor olacak... Zor...
Eskilerde eskidi artık yeni eskiler biriktirmelisin kendine
Ama onlar benim en güzel eskilerimdi şimdi ne olacak?
Eski bir şehirde yenileri yaşayacaksın, zaman geçip eskidiğinde yaşadığın yeniler, diğerleri kadar çok özlemeyeceksin onları...
Hep senin yanında olanlar sana umut verenler olamayacaklar o şehirde...
Yıllar öncesinin yenilerini yaşamaya çalışacaksın...
Yüzünde bir gülümseme olacak ama mutluluktan mı?
Tıpkı göz kırpmaların gibi farkında olmadığın bir gülümseme...
Zor olacak... Zor...
19 Ekim 2009 Pazartesi
gitti...
12 Eylül 2009 Cumartesi

Olmak istediklerimiz ve oldurduklarımızın arasında ne kadar fark var?
Ne istediysen olmadıkça olamadıkça daha da bir anlam katılır olamayanlara
Hep olmayana özlem duyulur
O yokken durup düşünmeye çok vaktiniz olur çünkü
En ince ayrıntı bile anlam kazanır yalnızken
Daha dürüstçe konuşursun kendinle
Daha iyi tanırsın kendini
Ve istenilen olduğunda da yalnızken ki yalınlığının üstünü başka şeyler örter
Korkuların çıkar su yüzüne
Ne yalnız kalıp kendinle konuşmak istersin o zaman
Ne de beklediğin o andır
Ama alışmışsındır da kendinin her şeyi olmaya
Tek satırda çözebilirken her şey
Sen
Çok bilinmeyenlilerle uğraşmayı seçersin
Bilinmeyeni bulma hevesin hiç bırakmaz yakanı
Bilmezsin hangisi doğru olandır
Bilemezsin
Konuştuğun dili bilenin anlayanın çok zor bulunabildiği bir yerde
Derdini anlatmaya çalışmaktan yorulup
Konuşmamayı seçersin kimseyle
Ne gidersin ne de kalırsın
19 Ağustos 2009 Çarşamba
tırtıl ve kelebek...

senaristini bilmediğimiz bir film... neleri görmeliyiz nelere inanmalıyız bilemediğimiz. Tam bittiği yerde tekrar başlayabilen bir film bu. Birsürü figüranın dolaştığı başrol oyuncularının zamanla silinip tekrar rollerini aldığı bir film.Asıl oyuncunun zamanla birlikte farklı gözlere alıştığı, bırakılan yerde, bambaşka gözlere sahip olduğu. Hiçbirşeyin eskisi gibi olmasına dayanamayacak kadar kızgın, kızgın olduğu kadar da sakince yaklaşan hayata. Aldığı dersleri ezberi yapmış artık önceleri canını yakanların sadece yüzünde bir tebessüm oluşturduğu...
Daha anlamsız görünmeye başladıkça asıl anlamının görülemeyecek kadar diplerde olduğunu anlamış.Anlamını içinde saklayan ve anlamsızlık duvarıyla kaplı...
Ne zaman kendisine benzer birini görse tekrar yaşar çırpınışlarını
Elinden gelse ona bütün gücüyle yardım etmeyi isterken,
diğer taraftan tırtılın kelebeğe dönüşmesinin izlenmeye değer olduğunu düşünerek bekler...
Bütün herşeyini sonuna kadar sahiplenip yeniden yol almaya başlayan...
18 Ağustos 2009 Salı
15 Ağustos 2009 Cumartesi
14 Ağustos 2009 Cuma
yerçekimsiz mendil

‘mendil melankolikse kurumasını beklemek aptallıktır’ dedi, adam
Gözyaşı akar yatağını bulur.
Mevzuubahis değildir her gecenin şeb-i yelda olması;
Zira hiçbir geçmiş yeterince geçmemiştir
Saman alevi gibi sevip, saman alevi gibi terk edenleri
Saman alevi gibi unutarak cezalandırmayı
Zaman alevinden öğrendi.
Aşk, ateşin oksijene olan tutkusudur
Aşk, oksijenin yanma korkusudur
Belki de bu yüzden soluk almak muhteşem
Son nefesi veriyor olmak zorve ölüm
En büyük elveda olmuştur.
11 Ağustos 2009 Salı
akla zarar olacak...
10 Ağustos 2009 Pazartesi
beraber yaşanan harikalıklara...
9 Ağustos 2009 Pazar
ikarus başarsa...

Bildiğim tüm küçük hayatlar
Bugün yenildiler sen hiç bilmezken
Boşver koşsun tüm harap insanlar
Zaman durur, güneş söner, yürekten gelirse
Birden susarsa tüm yenilgiler
Tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya
Bir defa doğmasa güneş
Koş çabuk kahraman ıkarus
Senin günün, güzel yüzün kazanır istersen
Saklı ya hayat hep mucizelerde
Konar küçük bir öpücük balmumu kanadına
Birden susarsa bütün yenilgiler
Tekil hayatlar da birgün devrim yapar ya
Bir anda doğmasa güneş
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Şehir
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.
7 Ağustos 2009 Cuma
ayrıntı...

O kadar kızgınlığın ve kırgınlığın üstüne sadece bir cümle yetti her şeyi başkalaştırmaya…
O cümlede her şey saklıydı…
Bütün olanların açıklaması ve özrü gibi…
Sanki hem olanca gücüyle coşkuyla söylemek isterken hem de sesinin çıkmamasını ister gibi mahcup, üzgündü…
İşte o an, anlatmadıklarını anlayabilmenin anlamını öğretti…
Meğer sadece anlatılan değil bazen anlatılmayanlar da anlaşılabilirmiş en ince ayrıntısına kadar…
6 Ağustos 2009 Perşembe
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
mutluluk ve mutsuzluk arası...

Peki onlar, kötü zamanlara bütün dikkatlerini verenler...
Neden yoklar?
Mutsuzluğa şahit olanlar…
Mutsuzlukla mı beslendiler?
Yoksa?
Yanlış mı düşünüyorum?
Mutluluğumun yarısını paylaşsam sizle?
İstemez misiniz?
Mutluluğumu mutsuzlukla mı değiştireyim?
Peki neden?
Hep bu mu istediğiniz?
Deneseydiniz?
Peki siz bilirsiniz…
5 Ağustos 2009 Çarşamba
4 Ağustos 2009 Salı
her insanın adında saklıdır kaderi ya da kaderindedir adı
29 Temmuz 2009 Çarşamba
sonu bilinmeyen...
Mutluluklarımı,
Umudumu harcıyorum sana
Yeni günlerim aydınlanıyor...
Sana...
Çabam başka bir ben yaratmak
Sadece sana...
Neleri feda ediyorum ben?
Sana?
Umudumu harcıyorum sana
Yeni günlerim aydınlanıyor...
Sana...
Çabam başka bir ben yaratmak
Sadece sana...
Neleri feda ediyorum ben?
Sana?

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. ''Aman sakın kendini'' diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ''Bırak kendini, ko gitsin!''
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
28 Temmuz 2009 Salı
derinleşen...
her insan bir toprak birikintisi
kazdıkca cıkar gercekleri
ne kadar büyükse yaran
en derinde olanı göstermemekse marifet
topraklar biriktirirsin üstüne yaranın büyüklüğünce
şimdi o en içindeki, en derindeki
çatlakların arasından sızan suyla
su yüzüne çıkan...
gerçek...
kazdıkca cıkar gercekleri
ne kadar büyükse yaran
en derinde olanı göstermemekse marifet
topraklar biriktirirsin üstüne yaranın büyüklüğünce
şimdi o en içindeki, en derindeki
çatlakların arasından sızan suyla
su yüzüne çıkan...
gerçek...
27 Temmuz 2009 Pazartesi
cem'in rüyası...
24 Temmuz 2009 Cuma
mucizevi rüya...
4 Temmuz 2009 Cumartesi
ne dersin?...
Oyunun basında belliydi rollerimiz aslında
Sen hatalar yapacaktın pişman olacaktın
Bende üzülen kalbi kırık olan olacaktım
Roller başında belliyken
Neden belki diyerek oynadık ki
Sen o role alışmıştın
Bense kendi rolüme
Oyunun kuralı belli
Kişiler belli
Bu da böyle bir hikayeydi deyip
Bitirmek varken
Neden uğraşıldı ki
Senaryo yazılı elimizde
Kimse bunu değiştiremezdi ki zaten
Perde kapandı artık
İzleyenler çoktan unutmaya başladılar bile oyunu
Neden sahnede kaldık ki ikimiz
Hadi gidelim evlerimize
Başka oyunlar oynanacak sahnede
İzlerimiz kalmasın bu oyundan
Hadi kalk gidelim artık
Başka oyunlarda başrol alırız belki
Bakalım hangimizin oyunu daha çok alkış alacak
Bekleyelim ve görelim
Ne dersin?
Sen hatalar yapacaktın pişman olacaktın
Bende üzülen kalbi kırık olan olacaktım
Roller başında belliyken
Neden belki diyerek oynadık ki
Sen o role alışmıştın
Bense kendi rolüme
Oyunun kuralı belli
Kişiler belli
Bu da böyle bir hikayeydi deyip
Bitirmek varken
Neden uğraşıldı ki
Senaryo yazılı elimizde
Kimse bunu değiştiremezdi ki zaten
Perde kapandı artık
İzleyenler çoktan unutmaya başladılar bile oyunu
Neden sahnede kaldık ki ikimiz
Hadi gidelim evlerimize
Başka oyunlar oynanacak sahnede
İzlerimiz kalmasın bu oyundan
Hadi kalk gidelim artık
Başka oyunlarda başrol alırız belki
Bakalım hangimizin oyunu daha çok alkış alacak
Bekleyelim ve görelim
Ne dersin?
3 Temmuz 2009 Cuma
sonra...

Sen şimdi hikayeler biriktir kendine
Umudunu al yanına
Ve yaşa sonuna kadar
Sona geldiğinde
Durup düşündüğünde
Belki de dediğinde
Aklında olan
Sadece tek şey olacak
İşte ozaman bende herşey çok güzel olacak
Ama sende?
Sadece yokluk kalacak
Hiçbirzaman eskisi gibi olmayacak
Rüyalarında gördüğün o kare sadece hayal,anı kalacak
Sana huzur veren tek yer nere olacak?
Yanında duran o olmayacak
Sana sadece yalanlar kalacak
2 Temmuz 2009 Perşembe
(!)...

şimdi gidiyorsun herşeyi öylece bırakıp olmadığın birine dönüşüyorsun
içini acıtsada yine de gülmeye çalışıyorsun
nereye kadar gidebilirsin
nereye kadar kaçabilirsin içindeki senden
bir tek yanında kalacak olan...
pişmanlıkların olacak
deneyeceksin ve olmayacak...
çarelerin ümitlerin kalmayacak
soracak kimsen olmayacak
çok başka şeyler düşleyeceksin
ve sen
bütün rüyaları bitireceksin
herzaman olduğu gibi...
eksik kalacaksın...
1 Temmuz 2009 Çarşamba
29 Haziran 2009 Pazartesi
pisimin hünerleri...
28 Haziran 2009 Pazar
bana özel...
Bazen bakar gökyüzüne o, bulutları izler
Kuş olup uçmak, kanat çırpmak, o bulutları geçmek ister
Yemyeşil çimenlerde sırılsıklam koşmak ister
Bu gri şehrin tüm yollarını rengarenk boyamak ister.
Göremezler göremezler.. Kalbindeki elmasa erişemezler..
Çözemezler çözemezler..
Onun bir düşü var ki asla asla bilemezler..Onu nasıl sevemezler..?
Bilemezler.. Hiç hiç sevemezler..
Şimdi o, kanatlarını rüzgara açmış, dur diyemezler diyemezler..
Yıldızların arasında o kadar parlak ki onu seçemezler seçemezler..
Başka sularda o şimdi
Başka rüzgarlar arıyor,
Başka yollara yürüyor.
Başka... Başka...
Kuş olup uçmak, kanat çırpmak, o bulutları geçmek ister
Yemyeşil çimenlerde sırılsıklam koşmak ister
Bu gri şehrin tüm yollarını rengarenk boyamak ister.
Göremezler göremezler.. Kalbindeki elmasa erişemezler..
Çözemezler çözemezler..
Onun bir düşü var ki asla asla bilemezler..Onu nasıl sevemezler..?
Bilemezler.. Hiç hiç sevemezler..
Şimdi o, kanatlarını rüzgara açmış, dur diyemezler diyemezler..
Yıldızların arasında o kadar parlak ki onu seçemezler seçemezler..
Başka sularda o şimdi
Başka rüzgarlar arıyor,
Başka yollara yürüyor.
Başka... Başka...
26 Haziran 2009 Cuma
25 Haziran 2009 Perşembe
Anlaşılan anlayan...
24 Haziran 2009 Çarşamba
midilliye...
Eksiltilmiş hayatlarda inatla tamlaştırılmaya çalışılan herşey acıtır bitirir seni... Tamamlamaya çalışırken onları kendini eksiltirsin. Tam olan uzakta da olsa eksikleri seçmek neden? Mutluluğa giden yol tamı düşünmek tam la olmaya çalışmak. Hayatın senle oynamasına izin verme artık...
Herşey ortada ve bi okadar da açık. Karmaşıklaştırmaya çalışma artık bunu yapma kendine.
Yüzünü gülümseten ve hisseden varsa biyerlerde ne mutlu sana...
Herşey ortada ve bi okadar da açık. Karmaşıklaştırmaya çalışma artık bunu yapma kendine.
Yüzünü gülümseten ve hisseden varsa biyerlerde ne mutlu sana...
21 Haziran 2009 Pazar
pişmanlık...

Bugün kendime acıma cesaretini gösteremiyorsam eğer, ve gözyaşlarıma karşı hiçbir merhamet duymuyorsam; buna yegane sebep kulaklarımda uğuldamaktan bıkmayan vicdanımdır. Hani böyle kendi etrafinda dolanan ateşböcekleri arar ya bazen insan, çevresinde dönülsün kur yapılsın ister ya; benim ateşböceklerim kurutup sakladığım yalnızlığımdır. Hansel’le Gratel yaparken iyidir açgözlülüğü, doymazlıkları saflık diye nitelendirilir onların. Gel gör ki ben koştuğumda bir hayalin peşinden, ya da bir hayali koşturmak istediğimde peşimden; insanlık mahkemesinde bu hemen yargılanır, üstüme ‘arsız’ damgası basılır. Ne kadar kanasa da içim, yalnızlık göğsümün orta yerine ne kadar batsa da; layık göremem kendimi güzelliklere, payıma bu esaret içinde yaşamak kalır. Kim ne almış benden, kime neyi satmışım ne kadara; ne önemi var? Gün sonunda elde kalan sayılır, kar-zarar hesabı yalnız rakamlara göre yapılır. Üç lira ile beş iyiliği toplamaz hiçbir kader zebanisi. Dört işlemde neye karşılık geldiysen -ki fazla basamaklı olanı makbuldür malum- kıymetin odur artık senin. Kalan kıymet meseleleri, alınan iltifatlar, duyulan sözler; hepsi yalandır ve er geç geri alınacaktır. Ve evet sonrasında sen çırılçıplak kalacaksındır; ayaz yüzüne vururken koşar adımlar atacak, ağlayacaksındır. Büyümek buna denir, anlayacaksındır.
10 Haziran 2009 Çarşamba
özlemin içinde...
hayal...
Onun hayalleri vardı. Kurdukça ona güç veren yüzünü güldüren hayalleri. Şimdi hiçbirisi yok... Yok olanlarla birlikte gitti hayalleride... Sadece geriye kalan belki bigün tekrar gelirlermi sorusu. Cevabının hayır olduğunu bile bile sorduğu...Belki diye umutla sorduğu...Adı üstünde hayallerdi işte belki gerçek olur umuduyla kurulan. Hayalleri tükendi gitti yokolanlarla birlikte...
8 Haziran 2009 Pazartesi
hiç...
En büyük yetenekleri yalan söyleyebilmektir HİÇ olanların. Birgün bu yetenekleri yüzünden yapışır hiçlik üzerlerine. Tek amaçları yalanlarına inanmak inandırmaktır. Bir hiçken hayatlarınızda yer almaya çalışırlar aldıkları zamanda en büyük hiçliğiniz olurlar. Hayatınız boyunca onları anarsınız işte... Onlar gibi olmamak için yaşarsınız.
7 Haziran 2009 Pazar
giden mi kalan mı?...
Sonradan katılır hikayelere...
Yaşanmışlıkların üstüne gelir hep...
Herşey yerli yerindeyken başka bi parça olur bütünün içinde
Tam da alışmaya başlamışken yaşanmışlıklara yokolur birdenbire.
Nerde nasıl bilinmeden giden olur.
Belkide kaldığı yerden katılır hikayelerinize kim bilir?
Nedir ki adı?
Giden mi olmalıdır yoksa kalan mı?
Çok hızlı ilerliyoruz ve ruhlarımız hep gerilerde kalıyor...
Yaşanmışlıkların üstüne gelir hep...
Herşey yerli yerindeyken başka bi parça olur bütünün içinde
Tam da alışmaya başlamışken yaşanmışlıklara yokolur birdenbire.
Nerde nasıl bilinmeden giden olur.
Belkide kaldığı yerden katılır hikayelerinize kim bilir?
Nedir ki adı?
Giden mi olmalıdır yoksa kalan mı?
Çok hızlı ilerliyoruz ve ruhlarımız hep gerilerde kalıyor...
4 Haziran 2009 Perşembe
bir sabahtı işte...
30 Mayıs 2009 Cumartesi
pisisinden çiçeğine...:)
:) bide aslı gecti deriz bu kentden ..
bu binadan :)
nede güzeldi deriz gülümseriz arkasından :)...
asla bizden gecmeyen aslıyla :)
sevdik seni :)
sevdik işte senii..
çicekkk..'
' tamammennn GERCEK :D''
kediler seni hep hatırlıcak :)
pisibeti
bu binadan :)
nede güzeldi deriz gülümseriz arkasından :)...
asla bizden gecmeyen aslıyla :)
sevdik seni :)
sevdik işte senii..
çicekkk..'
' tamammennn GERCEK :D''
kediler seni hep hatırlıcak :)
pisibeti
ben giderken...

Ben giderken beni bırakıyorum size
Gülümsememi,
Hikayelerimi,
Kahkahalarımı bırakıyorum yan odanızda
En mutlu günlerimi
Uyanışlarımı
Yeni günlerimi bırakıyorum
Rüyalarımı, hayallerimi
Bütün şarkılarımı bırakıyorum
Hepsini size ben söylüyorum
Bir bakışımı bırakıyorum sadece sizin çözebildiğiniz
Anlamlarımı bırakıyorumm
Kapımın açılışını bırakıyorum
Hiç kapanmayacak bir kapı gibi
Umudumu bırakıyorum size
Işıklarım sönüyor ben giderkenn
Sesim kısılıyor
Kediler mamasız kalmasın
Bütün kargaşa dinsin
Hep güzellikler gelsin size
Doğduğum şehri bırakıyorum size
27 Mayıs 2009 Çarşamba
Aşık Olmadan Bir Düşün...
Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
Sokağa fırlayacaksın...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadarküçüleceksin... Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık." "Yasamak güzel." "Bos ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın...
Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını kaldırıp Nededin?" diye sormayacaksın...
Yalnız kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittiğin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksın...
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın...
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
Hiçbir şey oyalamayacak seni...
İlaçlara sığınacaksın...
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan…
Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin...
Telefonun çalmasını bekleyeceksin...
Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
Yüreğin burkulacak... Canin yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin...
Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu...
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde yaşayacaksın...
Buna yasamak denirse...
Razı mısın bütün bunlara...?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde aşık olabilirsin
Sokağa fırlayacaksın...
Sokaklar da dar gelecek...
Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadarküçüleceksin... Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan sağlık." "Yasamak güzel." "Bos ver, her şey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksın...
Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını kaldırıp Nededin?" diye sormayacaksın...
Yalnız kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittiğin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksın...
Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın...
Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin...
Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
Hiçbir şey oyalamayacak seni...
İlaçlara sığınacaksın...
Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan…
Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
Nafile...
Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin...
Telefonun çalmasını bekleyeceksin...
Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
Yüreğin burkulacak... Canin yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin...
Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu...
Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
Gel gitler içinde yaşayacaksın...
Buna yasamak denirse...
Razı mısın bütün bunlara...?
Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde aşık olabilirsin
23 Mayıs 2009 Cumartesi
masal...
Bu masalın en büyük kahramanı sensin...
Doğduğumda bana küçücük ellerinle hayat veren sen...
Gitmelerimde ilk aklıma gelen sen...
Her gidişinde seni bir önceki gelişinden daha da büyük bi sevinçle bekleyen ben...
Hayatımdaki en güzel masalların kahramanı...
Hikayelerde hep mutluluklar olmazmış herşey daha da anlam kazansın diye...
Sen ki şimdi hergün daha da anlamlı olan bir kahramansın...
Sen ki bütün yaşamım boyunca en büyük kahramanım olan ve hiç değişmeyecek olan...
En büyüğü...
Sen...
Ne zaman yüzün düşse anlamsızlaştı herşey...
Bütün mucizelerim sana...
Sadece senin gülüşün huzur verir bana...
Bütün güzel masallarım sana...
21 Mayıs 2009 Perşembe
iki söz arası...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
melankoli kadındır...

Bilgimizin yettiğinden ötesini görmemiz mümkün olsaydı ve biraz da sezgimizin uzantılarının ilerisini; ozaman belki de kederimizi, sevinçlerimizi taşıdığımızdan daha büyük bir güvenle taşıyabilirdik. Çünkü bu anlar içimize yeni bir şeyin bilinmeyen birşeyin girdiği anlardır; duygularımız ürkek bir tutuklukla dilsizleşir, içimizdeki herşey geri çekilir, bir sessizlik oluşur ve kimsenin tanımadığı ''yeni'', bunun ortasında oluşur ve konuşmaz...
14 Mayıs 2009 Perşembe
Herşey gönlünce olsun...
Bir hikaye daha sona erdi işte. Kim haklı kim haksız ne farkeder. Tükenmelerin sonu buymuş meğer. Zaman geçecek ve sadece gülümseme olacak yüzlerde. Unutulacak bütün kalp kırıklıkları. Hikayemi alıp gidiyorum artık... Yepyeni hayatımla gidiyorum. Daha da güçlü daha da umutluyum artık. Ne yaparsan yap acımayacak artık içim... Bütün cevaplarımı alıp gidiyorum... Sadece gülümsüyorum sana... Herşey gönlünce olsun...
12 Mayıs 2009 Salı
herşeye rağmen...
Başbaşa kalın gerçeklerinizle hikayelerinizle... Ben yok oluyorum sizden. Yeniden, daha güzele gidiyorum ben gelmemek üzere...
7 Mayıs 2009 Perşembe
karmaşa...
Okadar zamansızdı ki gelişin
Bir okadar da habersiz
Geldiğinde herşey okadar karışıktı ki
Bulamadım seni
Herşey yerli yerinde olduğunda
Sadece sen kaldın ortalıkta
Dağınıklığın ortasında kalan sen
Okadar zamansız geldin ki
Ama iyiki geldin
Gerçek SEN oldun...
Bir okadar da habersiz
Geldiğinde herşey okadar karışıktı ki
Bulamadım seni
Herşey yerli yerinde olduğunda
Sadece sen kaldın ortalıkta
Dağınıklığın ortasında kalan sen
Okadar zamansız geldin ki
Ama iyiki geldin
Gerçek SEN oldun...
bernama ve gülüşüme...
Her sabah bıkmadan usanmadan kahvaltımı hazırlayıp beni uyandırdığınız için...
En bayık günlerde bile harika repliklerinizle beni kopardığınız için...
Bensizken yaptığınız yaramazlıkları itinayla tartışıp son sözü benden beklediğiniz için...
Teşekkürler canlarım...
SEVİYORUM SİZİ...
Bernam ben giderken gitmemen için elinden geleni yapıp sen kapıdan çıktığın an hüzün basıyor deyip de kendin dakikasında gittiğin için...
Aslı seni gördüm bi efkar bastı içelim mi dediğin için...!!!
Ne enerjin var bitmedi tükenmedi dediğin için...
Gülüşüm keşke ablam olsaydın dedikten sonra beni kaale almadığın için...
Hayal sonrası olan olaylar için...
En gereksiz zamanlarda msjlarınla beni çileden çıkardığın için..!!!
HİÇ Mİ HİÇ TEŞEKKÜR EDEMEYECEĞİM CANLARIM:)))))))
En bayık günlerde bile harika repliklerinizle beni kopardığınız için...
Bensizken yaptığınız yaramazlıkları itinayla tartışıp son sözü benden beklediğiniz için...
Teşekkürler canlarım...
SEVİYORUM SİZİ...
Bernam ben giderken gitmemen için elinden geleni yapıp sen kapıdan çıktığın an hüzün basıyor deyip de kendin dakikasında gittiğin için...
Aslı seni gördüm bi efkar bastı içelim mi dediğin için...!!!
Ne enerjin var bitmedi tükenmedi dediğin için...
Gülüşüm keşke ablam olsaydın dedikten sonra beni kaale almadığın için...
Hayal sonrası olan olaylar için...
En gereksiz zamanlarda msjlarınla beni çileden çıkardığın için..!!!
HİÇ Mİ HİÇ TEŞEKKÜR EDEMEYECEĞİM CANLARIM:)))))))
4 Mayıs 2009 Pazartesi
gitmeler...

Sözlerin bitti ve gittim...
Aslında gitmeye de niyetli değildim...
Gittim ve bittim...
Sen sustukça ben daha da gevezeleşen bir suskunlukla bekledim...
Şimdi ne gelebilirim ne de gidebilirim senden...
Sen gitmem için bekledin...
Cümlelerim...
Suskunluklarım...
Hiç bitmeyeceklermiş gibi...
Devamı gelecekmiş gibi...
Gitmesine gittim...
Ama...
Ruhum geride kaldı...
2 Mayıs 2009 Cumartesi
bitişler...
Hep gidişlerinin ardından oldu bitişlerim. Sen gittin ben bittim. Ben gittim sen bittin. Hep üç nokta ile bitti cümlelerim... Sanki devamı varmış gibi sanki bitmeyecek gibi. Gidişlerin ve bitişlerim… Ben ne sana bağlaya bildim bitişlerimi nede kendime. Bitişlerimi zamana yaymayı bildim ama ya gidişlerin hep iki kelime ile oldu “bitti ve gittim”. Ne gittiğinde yas tuttum kendimi hayıflayarak. Bitmiş bir aşkın bekçiliğini yapmaktı tek görevim. Bununda sonu üç nokta ile bitecek biliyorum devamı varmış gibi yaşanacakmış gibi… Seni unutmak istedim sadece. Unutarak ağlamak yaşayarak inanmak düşünürken unutmak. Dedim ya hep gidişlerinin ardından oldu bitişlerim. Aslında benim ne bitesim vardı nede senin gidesin. Ben seni bitmek sen beni gitmek için sevdin sadece. Farklıydı aslında bu son gidişin ne gözünü kırptın gözlerimin içine bakarken nede masadan kalkıp giderken. Geriye bile bakmadın son sözü söylerken. Sanki bir farkı vardı diğer gidişlerinden. Ne değişir ne fark eder ki “sen gittin ve ben bittim”…
1 Mayıs 2009 Cuma
sezen'den...
Şimdi çok uzak bir hatıra gibi o yaşadığımız.
Boynumda bilmece gibi bir düğüm.
Dört kısa günden bana
Bir garip sızı kaldı
Bir de deli özlemin
Ben senin gözlerinin
Yalan dolan bakışlarını bile sevdim
Ben sana bir annenin
Evladına duyduğu hisleri besledim
Ben senin bal gözlerinde
Dört kısa günde bilsen neler neler gördüm
Sahte ile gerçeğin karmaşasını
Yine de, sevgini özledim
Özledim ellerini, gözlerini
Ve yanık kokunu özledim
İnsan böyle bir duyguyu yaşarken
Gerçek yaşamla tüm bağlantıları
Kopmuşçasına ayakları yerden kesiliveriyor
Hoş bir zaman bu bağlantısızlık da
Yaşam kadar gerçek ve doğal
Biliyor musun?
Belki iyi oldu ama biz yere erken indik
Şimdi yarım yaşanmış o şey
Boynumda düğüm
Dört kısa günden bana
Bir garip sızı kaldı
Bir de deli özlemin
Dört günlük birşey işte
Güzeldi, yaşandı ve bitti diye düşündük
Oysa bir duygusal yük vurduk yüreklerimize
Kırılıp döküldük
Bir zaman gözlerimizde çiçek açardı
Biz her umudu söndürdük
Özledim çiçekleri
Sevdiğimiz ne varsa her şeyi özledim
Özledim ellerini, gözlerini
Ve yanık kokunu özledim
Boynumda bilmece gibi bir düğüm.
Dört kısa günden bana
Bir garip sızı kaldı
Bir de deli özlemin
Ben senin gözlerinin
Yalan dolan bakışlarını bile sevdim
Ben sana bir annenin
Evladına duyduğu hisleri besledim
Ben senin bal gözlerinde
Dört kısa günde bilsen neler neler gördüm
Sahte ile gerçeğin karmaşasını
Yine de, sevgini özledim
Özledim ellerini, gözlerini
Ve yanık kokunu özledim
İnsan böyle bir duyguyu yaşarken
Gerçek yaşamla tüm bağlantıları
Kopmuşçasına ayakları yerden kesiliveriyor
Hoş bir zaman bu bağlantısızlık da
Yaşam kadar gerçek ve doğal
Biliyor musun?
Belki iyi oldu ama biz yere erken indik
Şimdi yarım yaşanmış o şey
Boynumda düğüm
Dört kısa günden bana
Bir garip sızı kaldı
Bir de deli özlemin
Dört günlük birşey işte
Güzeldi, yaşandı ve bitti diye düşündük
Oysa bir duygusal yük vurduk yüreklerimize
Kırılıp döküldük
Bir zaman gözlerimizde çiçek açardı
Biz her umudu söndürdük
Özledim çiçekleri
Sevdiğimiz ne varsa her şeyi özledim
Özledim ellerini, gözlerini
Ve yanık kokunu özledim
29 Nisan 2009 Çarşamba
!...
Küçük kıza sorarlar hangi çiçek olmak isterdin? Papatya mı karanfil mi? Hayır ben kaktüs olmak isterim der kız. Neden diye sorarlar?
Çünkü onun diğerleri gibi güzel kokusu, canlı yaprakları ve rengi yoktur der. Korkarlar ona dokunmaktan can acıtır. Ama o diğerleri gibi solamaz. Her türlü zorluğa karşı korumasını içinde biriktirir.
İşte ben bunun için bir kaktüs olmak isterdim der.
Kırılgan değil güçlü olmak için...
Diğerlerinin olmadığı yerlerde olabilmek için.
Sadece tek birşey için üzülür dikenlerini başkalarına değil de kendine batıramadığı için...
Ama yine de isterdim der...
Çünkü onun diğerleri gibi güzel kokusu, canlı yaprakları ve rengi yoktur der. Korkarlar ona dokunmaktan can acıtır. Ama o diğerleri gibi solamaz. Her türlü zorluğa karşı korumasını içinde biriktirir.
İşte ben bunun için bir kaktüs olmak isterdim der.
Kırılgan değil güçlü olmak için...
Diğerlerinin olmadığı yerlerde olabilmek için.
Sadece tek birşey için üzülür dikenlerini başkalarına değil de kendine batıramadığı için...
Ama yine de isterdim der...
28 Nisan 2009 Salı
bir sevgi iletisi...
Kadın sevdiği adama sorar: ' Neden Ağlıyorsun? '
Adam cevap verir: ' Seni sevemediğim için.'
İşte bu yüzden bir kez daha iyi ki varsın diyorum sana.
Senin de beni sevmeni elbette çok isterim.
Belki de inanmayacaksın ama, olmasa da olur
Çünkü yıllarca sevgimin öyle çok düşmanı, öyle çok muhafızı vardı ki, ben seninle onları aştım,
inan varolman bile yeterli ve seni seviyor olmak bile büyük bir nimet benim için.
Ve şunu bil ki bu sevgime asla çoklarının yaptığı gibi yeteneksizliklerimi, kusurlarımı, yalnızlık korkumu, başarısızlıklarımı yüklemiyorum.
Eğer öyle olsaydı, yitirmekten ölesiye korkar, seni kör bir TUTKUYLA sahiplenirdim.
Oysa seni bir dine bağlanır gibi değil, kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum.
ıssızlaşmalara...
Bilmem ki kaçıncı yanılgınız kaçıncı yalnızlığınız... Busefer hangi kimlikte yanıldınız kendinize ne kadar uzaktasınız. Ne kadar özlediniz özünüzü. Oyunsuz ve net oluşunuzu... Ne kadar özlediniz kendinizi bilmem ki... Nerelerde arıyorsunuz kimliklerinizi... Sesiniz ne kadar derinlerde bilmem ki... Ne kadar yoruldunuz nerde huzurunuz...
Giderek mi, susarak mı, kaçarak mı bulursunuz kendinizi. Yoksa gücünüz zerre kadar bile mi kalmadı. Yaşarsınız böyle devam eder hayat da işte sadece yaşarsınız korkarak, susarak... Siz bile unuttunuz nerde unuttuğunuzu kendinizi...
Giderek mi, susarak mı, kaçarak mı bulursunuz kendinizi. Yoksa gücünüz zerre kadar bile mi kalmadı. Yaşarsınız böyle devam eder hayat da işte sadece yaşarsınız korkarak, susarak... Siz bile unuttunuz nerde unuttuğunuzu kendinizi...
27 Nisan 2009 Pazartesi
belki yine gelirim...
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa,
Yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerde kaldılar özledim gülüşlerini onların
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa,
Yine de yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerde kaldılar özledim gülüşlerini onların
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
sana...
Ayrılabilir mi bütünün parçaları? Farklı yerlerde farklı zamanlarda yaşayabilirler mi? Hayat zamanla daha da karmaşıklaşırken soruların cevabını getirir mi zaman? Şimdi en ayrı karelerdeyken sen ve ben kim mutlu, kim umutlu, kim yarından bişeyler bekliyor? Başka bir sen ve başka bir ben sunar mı hayat bize? Başka bedenlerde bulabilirmiyiz birbirimizi? Zaman keşkeler mi getirir insana hep?
25 Nisan 2009 Cumartesi
görmeli...
Bir büyük resim oluşturdum ben doldurdum seninle...
En sevdiğin renklerin olduğu bir resim..
Gözünün önünde dururken sadece bakmakla yetindin göremedin...
Uzunca baktın ama...
Birşeyin anlam kazanması için zaman geçip eskimeli mi?
Hep mi böyle olmalı?
Neden hayallerin zaman geçince gerçekleşir de
Yaşadığında tadı kaçmış olur hep?
Nedenn kii nedenn???
En sevdiğin renklerin olduğu bir resim..
Gözünün önünde dururken sadece bakmakla yetindin göremedin...
Uzunca baktın ama...
Birşeyin anlam kazanması için zaman geçip eskimeli mi?
Hep mi böyle olmalı?
Neden hayallerin zaman geçince gerçekleşir de
Yaşadığında tadı kaçmış olur hep?
Nedenn kii nedenn???
24 Nisan 2009 Cuma
çabalamalar...
Anlamaya çalışmayın beni anlıyorum da demeyin... Hiçbirzaman anlayamayacaksınız. Ben size oyunlar oynayacağım hiç bilemeyeceksiniz gerçekleri. Öğrenemeyeceksiniz... Gerçekleri öğrenirseniz eğer bi gün işte ozaman kocaman bi yokluk olacak içinizde... Gidin sadece gidin bilmeyin beni görmeyin yok olun sadece...
23 Nisan 2009 Perşembe
mucizelere inanmalı...
Uzunca bir süre simsiyah bir kağıda bakar gibi baktı hayatına.
Açık ya da koyu değildi tek renk...
Simsiyahtı o kağıt...
Ya da yırtılmış, yıpranmış...
Hiçbirşey değil sadece siyahtı işte...
Tam da elindeki kağıdı buruşturup atacak gibiyken
Minicik bir beyazlık gördü ...
Siyah bir renk değildi ki
Renksizlikti sadece...
Küçük beyaz noktada tüm renklerdi...
Küçücük de olsa herşey ordaydı
Hala ordalardı
Yok olmamışlar
Mucizelere inanmalı...
Açık ya da koyu değildi tek renk...
Simsiyahtı o kağıt...
Ya da yırtılmış, yıpranmış...
Hiçbirşey değil sadece siyahtı işte...
Tam da elindeki kağıdı buruşturup atacak gibiyken
Minicik bir beyazlık gördü ...
Siyah bir renk değildi ki
Renksizlikti sadece...
Küçük beyaz noktada tüm renklerdi...
Küçücük de olsa herşey ordaydı
Hala ordalardı
Yok olmamışlar
Mucizelere inanmalı...
22 Nisan 2009 Çarşamba
yaşayalım ki...
.jpg)
Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde".
CAN YUCEL"
20 Nisan 2009 Pazartesi
olan oldu aslında...
Olan oldu aslında... Senaryolar, beklenenler, umut edilenler yok oldu... Kalakaldı herşey o anda... Tüm zamanların bitti...Bitmeyecek bir suskunluk çöktü herşeye. Kalakaldım elimde umudum ve dilimde kelimelerimle. Hayal kahramanım meğer sadece benimmişsin sen, benim olmadığına üzüldüğüm kahraman; sadece benimmişsin... Benmişsin sen... Benim umudum, benim mutluluğum, benim pişmanlığım sadece... Sana ait olan tek şey bedeninmiş o bedene bir ruh koymuşum bana ait olan. Ne desem anlarsın beni bilirsin demişim hep, evet demişim de senin sadece benden ibaret olduğunu unutmuşum ben...
18 Nisan 2009 Cumartesi
mutluluğa...
Hep isteriz mutlu olmayı... Oluruz da... Ama inatla mutluluğun da birgün biteceğini düşünerek görmezden geliriz onu. Bitecek, gidecek, yitecek deriz. Bunlarla boğuşurken geçer ve gider o da, kendini görememenin verdiği hüzünle. Zaman geçer farkederiz. Gitmiş... Zaten bitecekti diye de öfkeleniriz işte yine ben haklı çıktım deriz. Farkederiz amacımız sadece haklı çıkabilmektir. Herşeyi biliriz ya ben demiştim demek mi mutlu eder bizi?. Mutluluk ya da mutsuzluk değildir bizim derdimiz sadece haklı olduğumuzu ispatlamaktır. Ne geçerki elimize? Sadece hikayelerin başlangıcı ve sonudur bizi ilgilendiren. Hiçbirşey bitmez aslında sadece şekli değişir...
16 Nisan 2009 Perşembe
alıntı...
Hayat kısa
Kuralları Yık
hemen affet
tutkuyla öp, dürüst sev
içten gül
Ve gülümsemeyi asla bırakma…
hayatın ne kadar tuhaf olduğu önemli değil
hayat her zaman katılmayı beklediğimiz bir parti değil
Ama burada bulunduğumuz sürece gülümsemeli ve,
şükretmeliyiz…
Hayat hep kendini tekrarlayan yapayalnız bir hıçkırıktır
herkesin yüreği kendine yanılsama ve filler mezarlığıdır
söz çoğu zaman çentik atar kanatır yürekleri
ve zamanla yüzler sözlerin mezar taşları olur
işte bu, çokça ölümdür ama ölümlerden hayat bulmak gerektir
gerçek olan dolanan dildir, sarhoşluk değil
bazen de gerçek olan sarhoşluktur, dolanan dil değil
günler çok uzadı ömürlerse çok kısa
öpüşerek buluşmalar, öpüşerek ayrılmalar nedense çok sıkıcı
artık insanlar kendilerini kanatarak arasın ve bulsun
çünkü artık eller, yüzler, gözler, yürekler gibi mevsimler de bitiyor
çünkü artık parça parça ve yavaş yavaş insan bitiyor
insan o gizli ve kirli yanlarını ortaya çıkartsın ve kanatsın artık
kanayan yüzlerde yanılsama değil, gerçek insan vardır çünkü
oysa üstümüze yapışan hiçbir şey kendimizin değil
aslında hiçbir insan kendisi değil, hiçkimse gerçek insan değil
artık insanlar birbirlerinin gözlerinin içine ne kadar baksalar da
gerçeği ve içtenliği göremezler
ama yine de herkes duymak istediği şarkıyı dinler kendini aldatarak
çünkü her sahte buluş gerçek bir yitiriştir, zamanla anlaşılır
Sahte bir hayatın ikiyüzlü dünyasında sefa yaşayanlar her gece veremdir aslında
alkolle büyütülen yalan ve yanlışları, en büyük mutsuzluklarıdır aslında
her gece yaşanan yavşaklık, ertesi güne aktarılan büyük doyumsuzluklarıdır aslında
ne yazık ki herkes herkese küllerini bağışlayabiliyor artık
herkes herkese iğreti bir emanet artık
herkes herkese yakınlaştıkça uzaklaşıyor artık
kimse kimseyi aradığı yerde bulamaz artık
herkes birşeylerini birilerinde unutur ya da yitirir artık
herkes birilerine sarılırken korkuyor artık
her söz inceliksizlik, her dokunuş içtensizliktir artık
herkesin çığlığı korkunç bir yalnızlık artık
kimsenin sesi kimsenin sesine değmiyor artık
bu yüzden oturup alkol akşamlarında gizli gizli ağlıyorlar
herkesin her konuda bilge olduğu bir zamanda hiçkimse mutlu değildir aslında
soytarı bilgelik hiçbir zaman mutluluk getirmez çünkü
artık herkes gizlice bir iç kanama yaşar usulca
gözler artık sadece göz, diller sadece dil, eller sadece eldir artık
her şey sentetik, her şey plastik, her şey metaliktir artık
işte bu yüzden mutsuz ve yalnızdır insan
işte bu yüzden bitmiştir... bitmiştir insan.-
- Karanlığın en koyu olduğu an,
Aydınlığın en yakın olduğu zamandır.
Sevgiyle Kalın...
Kuralları Yık
hemen affet
tutkuyla öp, dürüst sev
içten gül
Ve gülümsemeyi asla bırakma…
hayatın ne kadar tuhaf olduğu önemli değil
hayat her zaman katılmayı beklediğimiz bir parti değil
Ama burada bulunduğumuz sürece gülümsemeli ve,
şükretmeliyiz…
Hayat hep kendini tekrarlayan yapayalnız bir hıçkırıktır
herkesin yüreği kendine yanılsama ve filler mezarlığıdır
söz çoğu zaman çentik atar kanatır yürekleri
ve zamanla yüzler sözlerin mezar taşları olur
işte bu, çokça ölümdür ama ölümlerden hayat bulmak gerektir
gerçek olan dolanan dildir, sarhoşluk değil
bazen de gerçek olan sarhoşluktur, dolanan dil değil
günler çok uzadı ömürlerse çok kısa
öpüşerek buluşmalar, öpüşerek ayrılmalar nedense çok sıkıcı
artık insanlar kendilerini kanatarak arasın ve bulsun
çünkü artık eller, yüzler, gözler, yürekler gibi mevsimler de bitiyor
çünkü artık parça parça ve yavaş yavaş insan bitiyor
insan o gizli ve kirli yanlarını ortaya çıkartsın ve kanatsın artık
kanayan yüzlerde yanılsama değil, gerçek insan vardır çünkü
oysa üstümüze yapışan hiçbir şey kendimizin değil
aslında hiçbir insan kendisi değil, hiçkimse gerçek insan değil
artık insanlar birbirlerinin gözlerinin içine ne kadar baksalar da
gerçeği ve içtenliği göremezler
ama yine de herkes duymak istediği şarkıyı dinler kendini aldatarak
çünkü her sahte buluş gerçek bir yitiriştir, zamanla anlaşılır
Sahte bir hayatın ikiyüzlü dünyasında sefa yaşayanlar her gece veremdir aslında
alkolle büyütülen yalan ve yanlışları, en büyük mutsuzluklarıdır aslında
her gece yaşanan yavşaklık, ertesi güne aktarılan büyük doyumsuzluklarıdır aslında
ne yazık ki herkes herkese küllerini bağışlayabiliyor artık
herkes herkese iğreti bir emanet artık
herkes herkese yakınlaştıkça uzaklaşıyor artık
kimse kimseyi aradığı yerde bulamaz artık
herkes birşeylerini birilerinde unutur ya da yitirir artık
herkes birilerine sarılırken korkuyor artık
her söz inceliksizlik, her dokunuş içtensizliktir artık
herkesin çığlığı korkunç bir yalnızlık artık
kimsenin sesi kimsenin sesine değmiyor artık
bu yüzden oturup alkol akşamlarında gizli gizli ağlıyorlar
herkesin her konuda bilge olduğu bir zamanda hiçkimse mutlu değildir aslında
soytarı bilgelik hiçbir zaman mutluluk getirmez çünkü
artık herkes gizlice bir iç kanama yaşar usulca
gözler artık sadece göz, diller sadece dil, eller sadece eldir artık
her şey sentetik, her şey plastik, her şey metaliktir artık
işte bu yüzden mutsuz ve yalnızdır insan
işte bu yüzden bitmiştir... bitmiştir insan.-
- Karanlığın en koyu olduğu an,
Aydınlığın en yakın olduğu zamandır.
Sevgiyle Kalın...
12 Nisan 2009 Pazar
koşulsuz olan...

Beni bekler nasılsa giderim...
(Bekleyecek olan beklenmedik bi şekilde yok olur.)
Keşke, nelere geç kalmışım...
Son isteği...
Kelimelerin anlamsızlaştığı...
Kaybetmek...
Gittiğinde onun olmadığı artık olamayacağı gerçeği.
Tamamen kaybetmek...
Hep özlemek... Acıyla...
Cennetten gülümse bana...
Seni çok özlüyorum.
Keşke... Keşke...
yok olsada var olana...
Bütün dünya elele vermiş seni hatırlatıyor. Yüzümdeki gülümseme silinmesin istiyor. Adının altını çiziyor herşey. Ayrı bi köşede dur istiyor. Var mı bunun bir sebebi? Yok ki senin bir yedeğin...
11 Nisan 2009 Cumartesi
olasılıklar...
Bir gün sen ben oluyorsun bir gün de ben sen oluyorum. Nedenleri cevaplıyorum ben, sen de beni dinliyorsun. Sadece dinliyorsun...
Karşıma geçip hayat olasılıklarla yürümez diyorsun. Bir gün öğrenirsin diyorsun susarak bekliyorsun.
Sadece öğren diyorsun.
Öğreniyorum...
Hiçbirşeyin hesaplarla olamayacağını öğreniyorum.
Keşke demeyi öğreniyorum.
Hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığını öğreniyorum.
Meğer ne çok şey varmış demeyi öğreniyorum.
Herşey düzeltilemezmiş öğreniyorum.
Ellerimden kayıp gidenleri görüyorum.
Sen...
Beklediklerinin gerçekleşmesi şerefine bir oh çekiyorsun
işte oldu diyorsun
Yine susup
O çıldırtan suskunluğunla
Gülümsüyorsun
Gidiyorsun
Çekiliyorsun köşene
Bütün cümlelerinle birlikte
Gidiyorsun
Ne halde olduğunu bilmeden...
Karşıma geçip hayat olasılıklarla yürümez diyorsun. Bir gün öğrenirsin diyorsun susarak bekliyorsun.
Sadece öğren diyorsun.
Öğreniyorum...
Hiçbirşeyin hesaplarla olamayacağını öğreniyorum.
Keşke demeyi öğreniyorum.
Hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığını öğreniyorum.
Meğer ne çok şey varmış demeyi öğreniyorum.
Herşey düzeltilemezmiş öğreniyorum.
Ellerimden kayıp gidenleri görüyorum.
Sen...
Beklediklerinin gerçekleşmesi şerefine bir oh çekiyorsun
işte oldu diyorsun
Yine susup
O çıldırtan suskunluğunla
Gülümsüyorsun
Gidiyorsun
Çekiliyorsun köşene
Bütün cümlelerinle birlikte
Gidiyorsun
Ne halde olduğunu bilmeden...
7 Nisan 2009 Salı
bundandır suskunlugum...
Hayat aksın gitsin ben durmak istiyorum artık. Öylece kalmak biyerlerde. Kim kalsın ki benle kimse kalmamalı... Akmalı sadece zaman. Neler getirmeli bana? Sadece durup susmak isterim ben. Kimsenin bilmediği anlayamadığı ve hiç anlasılmayacak cümlelerim içimde, sadece kendime söylediğim... Baska bir dil kimsenin bilmediği... Söylenenler paylaşılanlar çok dışımda. Kalakalmış bir ben sadece. Uyumak uzunca bir süre ve cümlelerimi içime bağırmak sevincimi, nefretimi, üzüntümü, umudumu, hayallerimi hepsini kendime bağırmak istiyorum kimsenin duyamadığı sağır edecek bir sesle... işte bundandır benim suskunluğum!
27 Mart 2009 Cuma
kalanlar ve gidenler...
İnançsız ve kırık bir kalp nelere göğüs gerebilir? Geçmiş şimdiki zamana karışır... Cümleler inandırmaz, inanamaz kimseler. Söylenenlerin sonunda sadece suskunluk kalır sana. Bu sefer diyemezsin, sadece başın öne eğilir. Haklıdır herkes savunacak bişeyin yoktur da. Gerçekler harcanmıştır çünkü. İnanmalar tükenmiştir... Sen de inanamazken içinde geleceğe kimi inandırabilirsin ki? Geçmiş mi ayna tutmalıdır geleceğe yoksa gelecek yepyeni olanmıdır bilemezsin. Pişman olabilme ihtimali daha da acıtır içini. Ne mutlu olursun ne de mutsuz sadece susar başını eğersin öne...
21 Mart 2009 Cumartesi
...
Okadar alışmıssın ki başkalarıyla uğraşmaya
Kendinle uğraşamazsın artık
Bitmeyen sevgin varken
Kendine biraz olsun harcamadın yazık
Başkalarına akan gözyaşların
Hiç benim için akmadı
Mutluluklarını dağıttın
Bende kalmadı onlar
Ne geçti eline?
Hüzünlerini sakladın sana
Güldürdün de sen unuttun gülmeyi
Sevdin de
Ya kendini?
Kırmadın kimseyi
Kendini kırdın hep
Savaştan nefret ederdin
Kendinle savaştın
BEN!
Bencil olamadın hiç
Agladın ama
Kendini unuttun
Sana kim üzüldü?
Ne geçti eline?
22.09.02
Kendinle uğraşamazsın artık
Bitmeyen sevgin varken
Kendine biraz olsun harcamadın yazık
Başkalarına akan gözyaşların
Hiç benim için akmadı
Mutluluklarını dağıttın
Bende kalmadı onlar
Ne geçti eline?
Hüzünlerini sakladın sana
Güldürdün de sen unuttun gülmeyi
Sevdin de
Ya kendini?
Kırmadın kimseyi
Kendini kırdın hep
Savaştan nefret ederdin
Kendinle savaştın
BEN!
Bencil olamadın hiç
Agladın ama
Kendini unuttun
Sana kim üzüldü?
Ne geçti eline?
22.09.02
Gerçek kaybedenlere...
Asıl aptallık aynı şeyi defalarca deneyip farklı bir sonuç almayı beklemekmiş... Daha büyük aptallık ise aptal olmadığını kanıtlamaya çalışmakmış! Aptallığın en üst seviyesi işte... Gerçek kaybedenler düzeltmeye çalışmayanlarmış kaçanlarmış... Kaçarak herşeyin güzel olacağını düşünüp gidenlermiş... Hem kaybettiğini bulamayacağını düşünüp sonra yine gitmeyi seçenlermiş. Yıllar geçse de seni bulurdum diyip de elinden kaçmasına izin verip hep o yılların geçmesini bekleyenlermiş. Ne istediğini bilmeyenlermiş.
İnadına ne istediğimi biliyorum ben. Benden hala aptallık yapmamı bekleselerde artık biliyorum ne istediğimi. Öğrendim birçok şeyi. Kırmanın ne kadar kolay ve basitce olabildiğini. İnadına kırmamayı seçiyorum!!!
Bıraktım ya şöyle olsaydı diye düşünüp senaryolar uydurmayı. Neden diye sormayı. Soruların cevapsız kalması aptalcaydı çünkü.
Ben gerçekten söylüyorum artık HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK! Aynı karede ikiye bölünmüş aynı hayatlar değiliz artık.
İnadına ne istediğimi biliyorum ben. Benden hala aptallık yapmamı bekleselerde artık biliyorum ne istediğimi. Öğrendim birçok şeyi. Kırmanın ne kadar kolay ve basitce olabildiğini. İnadına kırmamayı seçiyorum!!!
Bıraktım ya şöyle olsaydı diye düşünüp senaryolar uydurmayı. Neden diye sormayı. Soruların cevapsız kalması aptalcaydı çünkü.
Ben gerçekten söylüyorum artık HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK! Aynı karede ikiye bölünmüş aynı hayatlar değiliz artık.
pisi patisi...
eee nerde kalmıştık!
Yeni günlerin neler getireceği belli olmazmış. Öyle birşey ki bu yok dediğin bişeyin aslında nasılda biyerlerde bıraktığın gibi kaldığını görebiliyorsun. Ne kadar umutsuz yaşasan da biryerlerde seni bekleyen, seni dinleyen, seninle beraber ağlayan ve en en önemlisi seni anlayan birinin olması güzelmiş. Uzaklıklar... Korkar herkes uzaktakinden. İnadına korkmuyorum uzaklardan. Ya da birini tanımak. Nedir ki bu. Her gününü beraber geçirmek mi gerekir tanımak için. Hayatın bir kuralı mı var. Herkes ona göre mi yaşamalı?
HAYIR! Bir gün bile yeter bence. Sadece bir gün! Hikayelerin insanları bir araya getirdiğine inanırım ben. Benzer hikayelerin... Bir cümlesinden anlayabilirsen karşındakini bu yeter. Taktikler falan olmadan sadece neler hissettiğini anlayabilirsen yeter bu sana. Senin yaşadıklarınla onunki aynıysa onu tanıyorsun demektir. Çok fazla çabalamaya gerek yok bunun için. Sen ağlarken o da ağlıyorsa....
Elinde şarap kadehin ağlarken bi taraftan da gözünde umut varsaa bu yeter işte.
Eeee nerde kalmıştık diyebiliyorsan.... Yeter de artar bile.
HAYIR! Bir gün bile yeter bence. Sadece bir gün! Hikayelerin insanları bir araya getirdiğine inanırım ben. Benzer hikayelerin... Bir cümlesinden anlayabilirsen karşındakini bu yeter. Taktikler falan olmadan sadece neler hissettiğini anlayabilirsen yeter bu sana. Senin yaşadıklarınla onunki aynıysa onu tanıyorsun demektir. Çok fazla çabalamaya gerek yok bunun için. Sen ağlarken o da ağlıyorsa....
Elinde şarap kadehin ağlarken bi taraftan da gözünde umut varsaa bu yeter işte.
Eeee nerde kalmıştık diyebiliyorsan.... Yeter de artar bile.
20 Mart 2009 Cuma
bugüne...

Umutla yola çıkmalı derler. Ya da İYİ DÜŞÜN İYİ ŞEYLER OLSUN... Herneyse işte.
Kırmak, acıtmak kolay da düzeltmesi zor olur derler. Denir hep bişeyler de gelecek günler için onları alıp yola çıkarsın da çıkmasına ne umudun işe yarar ne de yanlışları düzeltebilirsin. Sen olur musun o mucize bana biraz yaşama sevinci verir misin? Dersin dee... Bazen çabalarının hiçbişeyi düzeltmeye yetmediğini görürsün. AŞK tek kişilikmiş...
oyun...

iliklerime kadar bu dünyaya ait olmadığımı hissediyorum. Sanki biri beni bir köşede bırakmış zalimce üstüme bütün pisliklerini sıçratıyor.Nereye gitmeliyim? Yanımda kim olmalı? Kim beni kurtarabilir hiç bir fikrim yok. Enerjimin hepsi tükenmiş durumda avazım çıktığınca bağırıyorum ama lanet olası sesimi kimse duymuyor hala oyunlar oynuyorum... Küçükken oynadığım bütün oyunlar en eğlencelileriydi arkadaşlarımla oynadığım ama simdi kimse benimle oynamıyor kendimle oyunlar oynuyorum. Oyunun kuralı asla düşmana sıkıntını belli etmemek ne kadar üstüne gelirse düşman o kadar güçlü durmak karşısında! Eğer oyunu iyi oynayamazsan düşmanlar seni ayaklarının altında ezmeye başlıyorlar. Anne diyerek kaçamıyorsun oyunda seni kurtarsın diye. Ya da annen çağırmıyor eve gel diye... Ne yaparsan yap oyunda kalıyorsun ölene kadar eğer oyundan kurtulmak için ölmek istersen kaybediyorsun! Ölünce de yine ne annen ne baban ne de kardeşlerin seni bulabiliyor orda da oyun devam ediyor daha acımasızca... Sana kalmış hangi oyuna devam edeceğin bir yerden sonra bu oyun ya da diğer oyun!
KESKE COCUK KALSAYDIM ELMA SEKERİM ALINDIGINDA AGLADIGIM KADAR MASUMCA OLSAYDI AGLAYISLARIM...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















