23 Aralık 2010 Perşembe

gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen...

Anısı biz olalım bu sokakların
Öpüşmediğimiz tek saçak altı
Hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
Gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur başlar
Yüzün çizilir buğulanan camlara
Bir uzun karatma biter
Akasyalar köpürür birdenbire
Ve her avluda adınla anılan
Çiçekler sulanır akşamüstleri
Tanıdığı en mutlu ve özgüveni en yüksek olan kadının -onu yalnız yakaladığınızda- kasvetli ve dibi olmayan bir keder çukuru olduğunu keşfettiğinde nasıl şaşırmış olabileceğini bir düşünün.
Benim yarattığım bir karakteri oynuyordu. Çaresiz aşklarda bu hep böyledir, değil mi? Çaresiz bir aşkta, karşımızdakinden bizim ihtiyacımız olan kişi olmasını bekleyerek karakterler yaratırız ve sonra bizim yaratmış olduğumuz role girmeyi reddettiklerinde, kendimizi perişan hissederiz.

2 Aralık 2010 Perşembe

saçmalamalar

- Kitap yazsana sen...
- Yazsam kim okuyacak?

''Okur birileri yazarsam. Sende onlar gibi o kitabın karakterlerinde kendini ararsın. Sen de herkes gibi beni o kitaptaki kadar tanırsın.''

İşte ozaman sende herkes içinde biri olarak kalırsın...

Yazmak en kolayı belki de. Hem olduğun gibi olabiliyorsun hemde olmak istediğin gibi. Konuşmaya gelince... O konuşmanın sıradan bir konuşma olacağını bildiğinden anlamsızlaşmaması için susmayı tercih edersin. Susmaların senin içinde kocamanlaştıkça, etrafındakiler o kadar küçük gelmeye başlar ki sana. Onlara çok uzaktan bakarsın...

30 Kasım 2010 Salı

Öyle bir an ki bu... Varlığın içinde yokluk gibi... Mutluluğun içinde mutsuzluk gibi... Sevginin içinde nefret gibi... Özlemin içinde unutmak gibi...

15 Ekim 2010 Cuma

soruların cevabı...

farzet ki en umduğun anda geldi beklediğin
farzet ki dostun seni sana anlattı eksiksiz
farzet ki kardeşinle yaşadın tekrar çocukluğunuzun en mutlu günlerinden birini
farzet ki yıllar sonra herşeyin bıraktığın gibi olduğunu gördün
kirlenmemiş...
farzet ki bütün hayallerin gerçekleşmiş ve karşında duruyor bir vücutta
farzet ki hiç tanımadığın bir şehirde mutluluklar karşıladı seni
farzet ki bütün yanlış anlaşılmaların gerçeğe kavuşmuş
farzet...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam.
Ama evet! Yeri gelir susarım.
Canımı çok yakan şeyler olur ama yinede susarım, tükenirim.
Buna izinde veririm aslında.
Salaklığımdan mı? Hayır!
Ben kimseye ''GİT'' de demem, diyemem
O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır.
Ona o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki,
Hergün yaptıklarına utansın diye.
Ama bir gün öyle bir giderim ki
Kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!

12 Ekim 2010 Salı

ruhun rengi...

Ne size ihtiyacım var
Ne de bana sahte umutlarınızı vermenize
Diğer yüzünüzle bana değil de bir bakın kendinize
Ne kadar boyasanız da yüzünüzü
Ruhunuzun rengi, kokusu sinecek geleceğinize
Çekin ellerinizi benden...
Asıl ben gireceğim düşlerinize...

eski SEN...

İşte bugün veda ediyorum hayallerime
Hayallerimdeki SEN'e...
Üzerinden çıkardığımda hayallerimi
O eski beni bulamayacaksın sen de
Umudum karamsar
Hayallerim eski sen-siz
Bir ben varım kendimle
İki kişilik yalnızlığım...
Bir de anılarım...

25 Eylül 2010 Cumartesi

düş...

Birinin elleri bomboş
Birini hırpalamış yıllar
Birisi yaşamaktan yorgun
Bilmeden nedir eksik olan
Kimisi insanlara kırgın
Kimisi düş peşinde yaşar
Kimisi aş peşinde ölürken
Bilmeden nedir eksik olan
Kızım kızım elimden tut
Kadın kadın peşimden gel
Zaman olur ağlar insan boşver...
Yaşam bir düş
Kimisi sadece sevgi arar
Kimisi sadece bir beden
Kimisi kağıtlara tapar
Ama hepsi düş kurarken ağlar
Kızım kızım elimden tut
Kadın kadın peşimden gel
Zaman olur ağlar insan
Zaman olur sevmez insan boşver
Yaşam bir düş
Kim tutar ellerinden
Kim tutar incinirken
Masallar,rüyalar,olmaz zaman ver,aman ver,olmaz

1 Eylül 2010 Çarşamba

sessizliğn çanları...

Bir çığlığın sessizliğidir
derin suların dinginliği
ki çınlar yüreğin
kararan kayalarında

Derin suların dinginliği
çatlatır yüreğinde korkunun tohumunu
çünkü sessizlik en büyük ustadır
düşü gerçeğe dönüştürüverir apansız

Isırır bir hançerin yılan dili
gibi çatallaşan çeliği
Sonra yalnızca öyküler kalır
ve sen onu yaşarsın çaresiz

Dirhem dirhem tartılmaz ki dostluk
yaşanmaz ki vermesini bilmeden
damla damla biriken bir şeyler
boş bir tapınakta birden
çalar gibi olur çanlar

Ve yaşamın hesabını
veremezsin bir türlü kendine
Sonra boğuntular
sessiz haykırışlar
karanlık sokaklara çeker seni

Çanlar beyninde asılı duran
madeni bir gökkubbedir artık
kulaklarına balmumu da akıtsan
delecek beynini bu çığlığımsı sessizlik
ve bu katran gibi yalnızlık

15 Ağustos 2010 Pazar

5 Ağustos 2010 Perşembe

mamo-aslı :)))))

Aslı Güngör:
küçücüktüükk mammo!!
herşeyi aşabilecek gücümüz, gazımız vardı!!
umutluyduk hayata karşı...
ta kiii...
hazin son gelene kadar...(memet gel yavrum yemek hazırr)


Mehmet Özer:
cürüm....!!!
O kadar kızgınım ki
Büyümeseydik çok isterdim
Dudaklarımı büzüp
Kaşlarımı çatarak bakmak isterdim...
Ama maalesef artık büyükçe kırılıyoruz
Ve pembe renkli pamuk helva şekerler
Mutlu etmiyo artık bizi....


Aslı Güngör:
mammoo!!!!
seninle kırlara gidelim cocuk yüzümüzü takınıp...
elma şekerleri elimizde...
yaşayalım yarım kalmıs cocuklugumuzu kızgınlıklarımızı bırakıp!!
yeniden mutlanalım umutlanalımm...

Mehmet Özer:
cürüm...
ne zaman mutsuz olsak
cebimizdeki hayallerimizi bozduralım...
ve ne zaman umutsuz kalsak...
içimisdeki o şirin cocuga sarılalım...

Aslı Güngör:
mammoo...
ne zaman karnımız acıksa birbirmizin yemeklerine saldıralım
ve tartısalım agzını sapırdatmadan ye die...

Mehmet Özer:
cürüm...
tartışalım birbirimizin üzerine oynayıp küselim...
ama küsmemizin nedenide tekrar BARIŞ(mak) için olsun...:D

Aslı Güngör:
mammo...
tık geldi diyelim...
ne diye sorarlarsaa BARIŞ saati diyelim...


Mehmet Özer:
cürüm...
00:23
CÜRÜM ler için BARIŞ saati...:D

Aslı Güngör:
mammo...
00:00
BARIŞ için rööyaa saati...:D
30 Ekim 2009, 01:26 ·

3 Ağustos 2010 Salı

iyiki doğdun...

Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
Durup dururken kafamda güneşli bir duman,
Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...

29 Temmuz 2010 Perşembe

''Bazen olağanüstü anların yaşandığının farkında olursun,bazen geçmişten yükselirler. Belki insanlar da böyledir''
Arkadaşlar giysi gibidirler: Üzerine oldukları sürece iyidirler, ama en sonunda ya yıpranırlar ya da sen büyürsün.

25 Temmuz 2010 Pazar

?...

Meğer ne çok şey varmış görmeni, bilmeni istediğim... Belkide bilip de bilmezden geldiğin... Hayallerimin üstüne aslında hiç de sevmediğim örtüler örterken ben belkide hiç açmayacağımı bilerek bir umut ışığını arıyorum sende. Tekrar tekrar yaşadığım geçmişin her karesi geleceğime yön verirmi diye düşünürken, aslında hiç bir şey düşünmezmiş görünümümle sessizleşirken kendimle, belkide artık şu anki beni birdaha göremeyeceğimin endişesiyleyim ne zamandır. Belki sen olsan getirsen kendime beni benim hala umudum var derken bile umutsuzca olabilirim... Ama denemekten ne çıkar ki diye de düşünmeden edemiyor insan. Bütün bunlar olurken sen beni bıraktığın yerde bulabileceğinin güveniyle bitirirken günlerini ben dündeki beni bile mumla arıyorum. Hayallerimden arınıyorum... Mutluluk gelir mi? Hayalsiz?

17 Temmuz 2010 Cumartesi

bir gün...

''Harcayabildiğimiz kadar çok para harcıyor ve insanlardan alabildiğimiz kadar az şey alıyorduk. Her zaman az ya da çok mutsuzduk ve akranlarımızın çoğu da aynı durumdaydı. Aramızda, her zaman çok eğlendiğimize dair bir kurmaca vardı ve bir de hiçbir zaman eğlenmediğimiz gerçeğinin iskeleti. Bildiğim kadarıyla bu, yaşıtlarımız arasında yaygın bir durumdu.''

kayıp sembol...

''Karanlığın en yoğun olduğu an, daima şafaktan hemen öncesidir.''

''Karanlık, kayıtsızlıkla beslenir... ve en güçlü panzehiri inançtır.''

''Küçük zihinler daima anlayamadıklarına saldırmışlardır.''

12 Temmuz 2010 Pazartesi

aslolan sen...

O kadar çok severdi ki kendini kandırmayı. Yıllarca kendi yalanlarına inanarak yaşadı. Unuttu bir süre sonra kendi de hikayesinin gerçeğini... İstediği gibi olmasına inandı sadece. Sana kalan ya o hikayelere onunla birlikte inanmaktı ya da gerçekleri göstermek. Gösterdin gerçeklerini bir gün ''neden'' demesin diye sana... Yine inanmadı... Ben olsam yapardım diyemediği onun olamadığı kadar cesurca davrandın... Gitti... Hikayelerine inanarak yaşamayı seçti. Sen hikayeleriyle de gerçekleriyle de severdin ki onu... Onun olan, onla olan herşeyi sevdin. Gerçekleriyle sevmediğini getirdi hep aklına. Hayallerinden seni uyandırsa gitmezdin oysa ki sen. Sarılırdın ona seni uyandırdığı için...
Kimi hangi gözle görmek istersen o..Ne eksiği ne fazlası.
''Birine göre dünyanın en iyisi, birine göre de en kötüsü olan sensin''
Aslolan seni görebilen kim ise işte o sana gelsin...

8 Temmuz 2010 Perşembe

tam zamanında...

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....

6 Temmuz 2010 Salı

bir zamanlar...

Hani kramp girdiğinde iğne batırılır ya geçsin diye... Kendime iğneler batırıyorum tekrar gidersen ne halde olacağımı düşünerek... Krampların acısı geçiyor belki ama iğnelerimin acısı kalıyor bedenimde...

5 Temmuz 2010 Pazartesi


Kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız ve hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.

huzurlu huzursuzluk...


Sanki başka birinin hayatını yaşamaya mahkum edilmiş... İnatla büyümek istemeyen bir çocuk. Sessiz... Başlarsa konuşmaya hiç susmayacağından korkar bir tavırla hem istekli hem de cesaretsiz. Bir an herşeyi anlatıp çekip gitmek isterken onu nelerin beklediğinden emin, huzurlu bir suskunluk içinde... Cümlelerini kelimelere, kelimelerini harflere ayırıp, olmuşlara tepkisiz, olacaklara meraksız... Gitmesi gerekende kararsız... Ne mutlu ne mutsuz... Uyuşmuş... Yaşarmış gibi...
'Oldukça yalnız'...

26 Haziran 2010 Cumartesi

Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durduğu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı ilk kadının, annesinin onu bıraktığı kat...
Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinizin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın götürür, sofraların inceliklerle donatılmadığı bir katta doğduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir kadındır.
Birlikte olduğunuz kadın değiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü değişir, bir başka kata, bir başka bahçeye geçersiniz, orada herşey farklıdır. Dinlediğiniz müzik, okuduğunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile değişir.
Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında kadınlar dolaştırır. Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.
Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır; Babil'in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. Bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve, bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler. Hayatınız, seçtiğiniz kadındır. 'Bir kadın değil. Bir hayat seçersiniz çünkü.'

26 Nisan 2010 Pazartesi

Yalnızlık yorar insanı
Etrafındaki her şeyin farkına varırsın.
Üzerinde yemek yediğin masayı, yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyeleri ne zaman aldığını hatırlarsın birden.
Tavanın köşesindeki örümcek ağını fark edersin.
Bir sineğin ağa takılıp kalmasına takılır gözlerin,buzdolabındaki son yemeğin ne kadarda büyük bir nimet olduğunu bilirsin.
Tüpün birden bile biteceğini öğrenirsin.
Hayat yeniden başlamaktır.
Yalnızlık yorar insanı
Gece yıldızlar seni çağırır gök yüzüne.
Ayın üzerindeki karartıları görürsün.
En hafif seste irkilir, odaya vuran gölgelerden oyuncaklar yaparsın.
Açmamaya karar verdiğin telefon ısrarla çalar.
Yorar insanı yalnızlık
Her zamanki alışkanlıklar meğer ne kadarda sıkıcıymış.
Farkına varırsın.
Karşı dairede oturan komşuların varmış.
Selam verirsin.
kütüphanede okunacak nede çok kitap varmış.
Yeniden okumaya başlarsın.
balkona konan kuşları görür, ekmek atarsın.
Giysiler ütüsüzde giyilirmiş.
Giyer sokağa çıkarsın.
Parkın otları kurumuş, görür üzülürsün insanı yorar yalnızlık
Zamanın farkına varırsın.
Akşam olmaz bir türlü.
Daha dünkü çocuk olduğun düşer aklına.
Her gün yeni baştan kurduğun hayallerin
insanı yorar yalnızlık
Kendinin farkına varırsın.
Ne kadar çok şeye sinirlendiğini düşünürsün.
Artık heyecanlanmadığını , aksine korkularının çoğaldığını öğrenirsin.
Yorar insanı yalnızlık
Yaşadığının farkına varırsın.
Çocukluğunun kehribar renkli akşamlarını emsalsiz kara akşamlarını
Sonra her şeyin bir sırrı olduğunu hissedersin yavaşça, ve sıcacık yalnızlığında kendi sırrının peşine düşersin
Yalnızlık yorar insanı

23 Nisan 2010 Cuma

betül de (bırakılmış bir gece de öyle)

Dışarıda da içeride de bizi acıtan şeyler hep aynı. Aynı betondan aynı demirden yapılmış evlerimiz. Sadece daha masumuz diye sokaklar boyunca dolaşabiliyoruz. Ya da başka beton evlere gidip demir balkonlardan sarkıyoruz. Sarkıyoruz ama düşmüyoruz. Bize balkonlardan sadece rüyalarda düşüldüğü öğretildi...

23 Mart 2010 Salı

13.03.2010

hiç unutmayın ki yaşam,
aldığımız soluklarla değil,
soluk kesen anlarla ölçülür...

15 Ocak 2010 Cuma

''15.01.2009''


belkide bu olmalıydı...
hayatının bir günde tepetaklak olabileceğini anlaman için...
hiçbir zaman ve her zaman arasındaki ince çizginin ne kadar can yakabileceğini öğrenmen için...
bazen konuşmadan da hislerini anlatabilmeyi öğrenmen için...
uykularında sayıklarken seni duyabilecek birine en çok ihtiyaç duyduğun zamanları yaşamak için...
hayal kurmanın ne kadar acı vereceğini öğrenmen için...
bunları yaşarken her yeni güne umutla başlayıp gün yenisine dönerken umudunu hatırlayıp iç çekmen için...
bir gün gelip de kendini hiç tanımamış olmanı farkedebilmen için...
aynada kendine değil de başkasına bakarak bitirmen için günlerini...
yanlış dediklerinin meğer ne kadar doğru olduğunu farketmen için...
başka gözlerle bakman için hayata...
ne yapsalar, ne yapmalılar diye düşünüp cevabının olmadığını görmen için...
en yakının sana en yabancı olabildiğini görmen için...
ve en sonunda sana kalan
'' ne için?''
Bir parçam seninle büyüyor
Bir parçam seninle çocuk
Herşey seninle güzel
Ağlamak bile...

14 Ocak 2010 Perşembe

12 Ocak 2010 Salı

5 Ocak 2010 Salı

''beti''

insan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. o denli doyumsuzdur. ve acısıda o denli büyük. yaşam acısı. özlemlerim kalmadı. ben aslında sürekli özlüyor ve bir özlem durumunda yaşıyorum. bu yüzden özlemlerim yok. acı içinde sevinç, gerilim ve rahatlık, insanlar arasında yalnızlık, ölüm özlemi içinde yaşam......ve bana ölümsüzlüklerin sonsuz acıları kaldı. ben, insan olma çabasının sürekli üstüne giden ben? artık beni benden alsınlar.

hayatın size hediyesi

''Peki onlar bilirler mi ki hayatın bir gün onlara herşey olmadıklarını koca bi tokat gibi yüzlerine vuracağını... Acımasızlıgını en acıtacak yerden göstereceğini. Bir günün hergün olamayacağı gerçeğini ne kadar geç gösterirse hayat, yaşanacak darbe, hayal kırıklığı o kadar zor olacak. Neyi çağırırsan onu getirecek sana er ya da geç!!! İşte bu yüzden hayat güzel, yaşamaya değer. O anı beklemek ve onu yaşama hediyesini vereceğini bilmek... İçiniz rahat olsun:)''

1 Ocak 2010 Cuma

Büyüdük...
Hayallerimiz küçüldü...
Kendimizden uzaklastık...
Severken sevmiyor olduk, dogruyken yanlıs...
Özledik masumluğumuzu
Cesaretimiz kalmadı gerçeğimizle olmaya
Kaçtık...
Ve hep özler olduk gerçekleri!!!