15 Ekim 2010 Cuma

soruların cevabı...

farzet ki en umduğun anda geldi beklediğin
farzet ki dostun seni sana anlattı eksiksiz
farzet ki kardeşinle yaşadın tekrar çocukluğunuzun en mutlu günlerinden birini
farzet ki yıllar sonra herşeyin bıraktığın gibi olduğunu gördün
kirlenmemiş...
farzet ki bütün hayallerin gerçekleşmiş ve karşında duruyor bir vücutta
farzet ki hiç tanımadığın bir şehirde mutluluklar karşıladı seni
farzet ki bütün yanlış anlaşılmaların gerçeğe kavuşmuş
farzet...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam.
Ama evet! Yeri gelir susarım.
Canımı çok yakan şeyler olur ama yinede susarım, tükenirim.
Buna izinde veririm aslında.
Salaklığımdan mı? Hayır!
Ben kimseye ''GİT'' de demem, diyemem
O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır.
Ona o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki,
Hergün yaptıklarına utansın diye.
Ama bir gün öyle bir giderim ki
Kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!

12 Ekim 2010 Salı

ruhun rengi...

Ne size ihtiyacım var
Ne de bana sahte umutlarınızı vermenize
Diğer yüzünüzle bana değil de bir bakın kendinize
Ne kadar boyasanız da yüzünüzü
Ruhunuzun rengi, kokusu sinecek geleceğinize
Çekin ellerinizi benden...
Asıl ben gireceğim düşlerinize...

eski SEN...

İşte bugün veda ediyorum hayallerime
Hayallerimdeki SEN'e...
Üzerinden çıkardığımda hayallerimi
O eski beni bulamayacaksın sen de
Umudum karamsar
Hayallerim eski sen-siz
Bir ben varım kendimle
İki kişilik yalnızlığım...
Bir de anılarım...

25 Eylül 2010 Cumartesi

düş...

Birinin elleri bomboş
Birini hırpalamış yıllar
Birisi yaşamaktan yorgun
Bilmeden nedir eksik olan
Kimisi insanlara kırgın
Kimisi düş peşinde yaşar
Kimisi aş peşinde ölürken
Bilmeden nedir eksik olan
Kızım kızım elimden tut
Kadın kadın peşimden gel
Zaman olur ağlar insan boşver...
Yaşam bir düş
Kimisi sadece sevgi arar
Kimisi sadece bir beden
Kimisi kağıtlara tapar
Ama hepsi düş kurarken ağlar
Kızım kızım elimden tut
Kadın kadın peşimden gel
Zaman olur ağlar insan
Zaman olur sevmez insan boşver
Yaşam bir düş
Kim tutar ellerinden
Kim tutar incinirken
Masallar,rüyalar,olmaz zaman ver,aman ver,olmaz

1 Eylül 2010 Çarşamba

sessizliğn çanları...

Bir çığlığın sessizliğidir
derin suların dinginliği
ki çınlar yüreğin
kararan kayalarında

Derin suların dinginliği
çatlatır yüreğinde korkunun tohumunu
çünkü sessizlik en büyük ustadır
düşü gerçeğe dönüştürüverir apansız

Isırır bir hançerin yılan dili
gibi çatallaşan çeliği
Sonra yalnızca öyküler kalır
ve sen onu yaşarsın çaresiz

Dirhem dirhem tartılmaz ki dostluk
yaşanmaz ki vermesini bilmeden
damla damla biriken bir şeyler
boş bir tapınakta birden
çalar gibi olur çanlar

Ve yaşamın hesabını
veremezsin bir türlü kendine
Sonra boğuntular
sessiz haykırışlar
karanlık sokaklara çeker seni

Çanlar beyninde asılı duran
madeni bir gökkubbedir artık
kulaklarına balmumu da akıtsan
delecek beynini bu çığlığımsı sessizlik
ve bu katran gibi yalnızlık

15 Ağustos 2010 Pazar

5 Ağustos 2010 Perşembe

mamo-aslı :)))))

Aslı Güngör:
küçücüktüükk mammo!!
herşeyi aşabilecek gücümüz, gazımız vardı!!
umutluyduk hayata karşı...
ta kiii...
hazin son gelene kadar...(memet gel yavrum yemek hazırr)


Mehmet Özer:
cürüm....!!!
O kadar kızgınım ki
Büyümeseydik çok isterdim
Dudaklarımı büzüp
Kaşlarımı çatarak bakmak isterdim...
Ama maalesef artık büyükçe kırılıyoruz
Ve pembe renkli pamuk helva şekerler
Mutlu etmiyo artık bizi....


Aslı Güngör:
mammoo!!!!
seninle kırlara gidelim cocuk yüzümüzü takınıp...
elma şekerleri elimizde...
yaşayalım yarım kalmıs cocuklugumuzu kızgınlıklarımızı bırakıp!!
yeniden mutlanalım umutlanalımm...

Mehmet Özer:
cürüm...
ne zaman mutsuz olsak
cebimizdeki hayallerimizi bozduralım...
ve ne zaman umutsuz kalsak...
içimisdeki o şirin cocuga sarılalım...

Aslı Güngör:
mammoo...
ne zaman karnımız acıksa birbirmizin yemeklerine saldıralım
ve tartısalım agzını sapırdatmadan ye die...

Mehmet Özer:
cürüm...
tartışalım birbirimizin üzerine oynayıp küselim...
ama küsmemizin nedenide tekrar BARIŞ(mak) için olsun...:D

Aslı Güngör:
mammo...
tık geldi diyelim...
ne diye sorarlarsaa BARIŞ saati diyelim...


Mehmet Özer:
cürüm...
00:23
CÜRÜM ler için BARIŞ saati...:D

Aslı Güngör:
mammo...
00:00
BARIŞ için rööyaa saati...:D
30 Ekim 2009, 01:26 ·

3 Ağustos 2010 Salı

iyiki doğdun...

Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
Durup dururken kafamda güneşli bir duman,
Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...

29 Temmuz 2010 Perşembe

''Bazen olağanüstü anların yaşandığının farkında olursun,bazen geçmişten yükselirler. Belki insanlar da böyledir''
Arkadaşlar giysi gibidirler: Üzerine oldukları sürece iyidirler, ama en sonunda ya yıpranırlar ya da sen büyürsün.

25 Temmuz 2010 Pazar

?...

Meğer ne çok şey varmış görmeni, bilmeni istediğim... Belkide bilip de bilmezden geldiğin... Hayallerimin üstüne aslında hiç de sevmediğim örtüler örterken ben belkide hiç açmayacağımı bilerek bir umut ışığını arıyorum sende. Tekrar tekrar yaşadığım geçmişin her karesi geleceğime yön verirmi diye düşünürken, aslında hiç bir şey düşünmezmiş görünümümle sessizleşirken kendimle, belkide artık şu anki beni birdaha göremeyeceğimin endişesiyleyim ne zamandır. Belki sen olsan getirsen kendime beni benim hala umudum var derken bile umutsuzca olabilirim... Ama denemekten ne çıkar ki diye de düşünmeden edemiyor insan. Bütün bunlar olurken sen beni bıraktığın yerde bulabileceğinin güveniyle bitirirken günlerini ben dündeki beni bile mumla arıyorum. Hayallerimden arınıyorum... Mutluluk gelir mi? Hayalsiz?

17 Temmuz 2010 Cumartesi

bir gün...

''Harcayabildiğimiz kadar çok para harcıyor ve insanlardan alabildiğimiz kadar az şey alıyorduk. Her zaman az ya da çok mutsuzduk ve akranlarımızın çoğu da aynı durumdaydı. Aramızda, her zaman çok eğlendiğimize dair bir kurmaca vardı ve bir de hiçbir zaman eğlenmediğimiz gerçeğinin iskeleti. Bildiğim kadarıyla bu, yaşıtlarımız arasında yaygın bir durumdu.''

kayıp sembol...

''Karanlığın en yoğun olduğu an, daima şafaktan hemen öncesidir.''

''Karanlık, kayıtsızlıkla beslenir... ve en güçlü panzehiri inançtır.''

''Küçük zihinler daima anlayamadıklarına saldırmışlardır.''

12 Temmuz 2010 Pazartesi

aslolan sen...

O kadar çok severdi ki kendini kandırmayı. Yıllarca kendi yalanlarına inanarak yaşadı. Unuttu bir süre sonra kendi de hikayesinin gerçeğini... İstediği gibi olmasına inandı sadece. Sana kalan ya o hikayelere onunla birlikte inanmaktı ya da gerçekleri göstermek. Gösterdin gerçeklerini bir gün ''neden'' demesin diye sana... Yine inanmadı... Ben olsam yapardım diyemediği onun olamadığı kadar cesurca davrandın... Gitti... Hikayelerine inanarak yaşamayı seçti. Sen hikayeleriyle de gerçekleriyle de severdin ki onu... Onun olan, onla olan herşeyi sevdin. Gerçekleriyle sevmediğini getirdi hep aklına. Hayallerinden seni uyandırsa gitmezdin oysa ki sen. Sarılırdın ona seni uyandırdığı için...
Kimi hangi gözle görmek istersen o..Ne eksiği ne fazlası.
''Birine göre dünyanın en iyisi, birine göre de en kötüsü olan sensin''
Aslolan seni görebilen kim ise işte o sana gelsin...