23 Nisan 2011 Cumartesi

iş işten geçince...

Herkesin bir hikayesi var... Senin hikayen olduramadıklarınla dolu. Çabalarının hepsi boşa gidenler yığını... Bunun nedenini sorgulayıp durursun. Bazen herşey aslında o kadar basittir ki, kolayları zorlaştırmayı seversen eğer bulunduğun nokta bundan farklı olmayacaktır.
Belki en mutsuz anlarının çözümü sadece etrafına bakmak değil de aynaya bakmaktır. Yüzünü yıkarken bile gözlerindeki huzursuzluğu gördüğünde bunun bir çok sebebini düşünürsün gece olup da uykuya dalana kadar. Rüyalarında da kaldığın yerden devam edersin.
Birileriyle paylaşırsın belki sıkıntılarını. Onları dinlediğin süre sadece sana hak verdikleri zamanla sınırlıdır.
Aslında sen bile kendinle uğraşmazken, ayağa kalkmak yerine öylece durmayı seçersen... Anlayamazsın seni silkeleyip kendine getirmeye çalışanları.
Bahaneler bulursun, kolay olanı budur sence. Ama zaman geçip de sen de kendinle ilerlemeyi başardığında içindekiler aslında bundan önce çektiğini sandığın sıkıntılardan az olsa da daha derinlerine sızar.
İnsan olmak zordur. Düşünebilmeyi ve aklını doğru kullanabileyi gerektirir. Aslında bütün insanlar sıkıntılarda değil de ayağa kalktıklarında yanında olanlar olsun ister. Huzurlarını paylaşmak için.

3 Mart 2011 Perşembe

Hayır; küsmüyorum hayata! Sandığınız gibi değil.
Biraz canım sıkkın hepsi bu.
Topacı elinden alınmış çocuk gibiyim; özlüyorum sadece kaybettiğim oyunu...
Umutluyum ama! İsterseniz bakın gözlerime; ışıl ışıl.
...Hep güzel şeyler düşünüyorum... Aydınlık yakın.
Biri tutuyor elimden, diyor ki; "Sabret!"
Bende var olan şey mutsuzluk değil; bir parça sükûnet.

15 Ocak 2011 Cumartesi

Kimseyi kandırmadım. Ama insanların kendilerini kandırmalarına izin verdim. Hiç biri benim kim ya da ne olduğumla ilgilenmedi. Bunun yerine benim için bir karakter yaratmayı tercih ettiler. Onlarla elbette tartışmayacaktım. Çünkü nasılsa olmadığım birine aşıklardı.
Marilyn Monroe

23 Aralık 2010 Perşembe

gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen...

Anısı biz olalım bu sokakların
Öpüşmediğimiz tek saçak altı
Hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
Gürültüsüz sözcükler bulalım yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur başlar
Yüzün çizilir buğulanan camlara
Bir uzun karatma biter
Akasyalar köpürür birdenbire
Ve her avluda adınla anılan
Çiçekler sulanır akşamüstleri
Tanıdığı en mutlu ve özgüveni en yüksek olan kadının -onu yalnız yakaladığınızda- kasvetli ve dibi olmayan bir keder çukuru olduğunu keşfettiğinde nasıl şaşırmış olabileceğini bir düşünün.
Benim yarattığım bir karakteri oynuyordu. Çaresiz aşklarda bu hep böyledir, değil mi? Çaresiz bir aşkta, karşımızdakinden bizim ihtiyacımız olan kişi olmasını bekleyerek karakterler yaratırız ve sonra bizim yaratmış olduğumuz role girmeyi reddettiklerinde, kendimizi perişan hissederiz.

2 Aralık 2010 Perşembe

saçmalamalar

- Kitap yazsana sen...
- Yazsam kim okuyacak?

''Okur birileri yazarsam. Sende onlar gibi o kitabın karakterlerinde kendini ararsın. Sen de herkes gibi beni o kitaptaki kadar tanırsın.''

İşte ozaman sende herkes içinde biri olarak kalırsın...

Yazmak en kolayı belki de. Hem olduğun gibi olabiliyorsun hemde olmak istediğin gibi. Konuşmaya gelince... O konuşmanın sıradan bir konuşma olacağını bildiğinden anlamsızlaşmaması için susmayı tercih edersin. Susmaların senin içinde kocamanlaştıkça, etrafındakiler o kadar küçük gelmeye başlar ki sana. Onlara çok uzaktan bakarsın...

30 Kasım 2010 Salı

Öyle bir an ki bu... Varlığın içinde yokluk gibi... Mutluluğun içinde mutsuzluk gibi... Sevginin içinde nefret gibi... Özlemin içinde unutmak gibi...

15 Ekim 2010 Cuma

soruların cevabı...

farzet ki en umduğun anda geldi beklediğin
farzet ki dostun seni sana anlattı eksiksiz
farzet ki kardeşinle yaşadın tekrar çocukluğunuzun en mutlu günlerinden birini
farzet ki yıllar sonra herşeyin bıraktığın gibi olduğunu gördün
kirlenmemiş...
farzet ki bütün hayallerin gerçekleşmiş ve karşında duruyor bir vücutta
farzet ki hiç tanımadığın bir şehirde mutluluklar karşıladı seni
farzet ki bütün yanlış anlaşılmaların gerçeğe kavuşmuş
farzet...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam.
Ama evet! Yeri gelir susarım.
Canımı çok yakan şeyler olur ama yinede susarım, tükenirim.
Buna izinde veririm aslında.
Salaklığımdan mı? Hayır!
Ben kimseye ''GİT'' de demem, diyemem
O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır.
Ona o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki,
Hergün yaptıklarına utansın diye.
Ama bir gün öyle bir giderim ki
Kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!

12 Ekim 2010 Salı

ruhun rengi...

Ne size ihtiyacım var
Ne de bana sahte umutlarınızı vermenize
Diğer yüzünüzle bana değil de bir bakın kendinize
Ne kadar boyasanız da yüzünüzü
Ruhunuzun rengi, kokusu sinecek geleceğinize
Çekin ellerinizi benden...
Asıl ben gireceğim düşlerinize...

eski SEN...

İşte bugün veda ediyorum hayallerime
Hayallerimdeki SEN'e...
Üzerinden çıkardığımda hayallerimi
O eski beni bulamayacaksın sen de
Umudum karamsar
Hayallerim eski sen-siz
Bir ben varım kendimle
İki kişilik yalnızlığım...
Bir de anılarım...

25 Eylül 2010 Cumartesi

düş...

Birinin elleri bomboş
Birini hırpalamış yıllar
Birisi yaşamaktan yorgun
Bilmeden nedir eksik olan
Kimisi insanlara kırgın
Kimisi düş peşinde yaşar
Kimisi aş peşinde ölürken
Bilmeden nedir eksik olan
Kızım kızım elimden tut
Kadın kadın peşimden gel
Zaman olur ağlar insan boşver...
Yaşam bir düş
Kimisi sadece sevgi arar
Kimisi sadece bir beden
Kimisi kağıtlara tapar
Ama hepsi düş kurarken ağlar
Kızım kızım elimden tut
Kadın kadın peşimden gel
Zaman olur ağlar insan
Zaman olur sevmez insan boşver
Yaşam bir düş
Kim tutar ellerinden
Kim tutar incinirken
Masallar,rüyalar,olmaz zaman ver,aman ver,olmaz

1 Eylül 2010 Çarşamba

sessizliğn çanları...

Bir çığlığın sessizliğidir
derin suların dinginliği
ki çınlar yüreğin
kararan kayalarında

Derin suların dinginliği
çatlatır yüreğinde korkunun tohumunu
çünkü sessizlik en büyük ustadır
düşü gerçeğe dönüştürüverir apansız

Isırır bir hançerin yılan dili
gibi çatallaşan çeliği
Sonra yalnızca öyküler kalır
ve sen onu yaşarsın çaresiz

Dirhem dirhem tartılmaz ki dostluk
yaşanmaz ki vermesini bilmeden
damla damla biriken bir şeyler
boş bir tapınakta birden
çalar gibi olur çanlar

Ve yaşamın hesabını
veremezsin bir türlü kendine
Sonra boğuntular
sessiz haykırışlar
karanlık sokaklara çeker seni

Çanlar beyninde asılı duran
madeni bir gökkubbedir artık
kulaklarına balmumu da akıtsan
delecek beynini bu çığlığımsı sessizlik
ve bu katran gibi yalnızlık

15 Ağustos 2010 Pazar